Orta avrupa

Otobüsle Orta Avrupa Turu. Orta Avrupa Turu nedir? diye iyice anlamak için öncelikle tur programlarının başlıklarına ve içeriğine göz gezdirmek gerekli.. Standart bir Orta Avrupa Turu genellikle Budapeşte, Viyana ve Prag‘dan herhangi birine uçak ile seyahat edip, program içeriğine göre son gün neredeyse oradan yine uçak ile dönmek üzere planlanıyor. Türkiye'nin Avrupa ve Orta Doğu cephelerinden görünüşüne ve global sistemde hangi cephede yer aldığı üzerine kısa bir analiz... Orta Avrupa turları ile birden fazla Avrupa ülkesini görecek, her ülkede görülmesi gereken tarihi yapıları keşfedecek, birbirinden güzel lezzetlerin tadına bakabileceksiniz. Jolly'nin ayrıcalıklı tur dünyası ile tanışacak, deneyimli rehberler ve keyifli yolculukların ardından keşfetmenin güzelliğini yaşayacaksınız. Avrupa’ya seyahat edip de doğasının güzelliğini, masalsı tarihini, göz kamaştırıcı sanatsal zenginliğini takdir etmeyen yok gibidir. Orta Doğu, hâlâ eskileri yıkıp yenilerini inşa etmekle meşgulken, Avrupa, genelde, kendisine bırakılan mirası koruma ve kıymetini bilmeye önem veren bir coğrafya. Orta Avrupa Turu boyunca kesinlikle en dehşet verici yürek yakan anları burada hissedeceksiniz. İkinci Dünya Savaşındaki Nazi çalışma kampl arından biri Terezin. Gestapo tarafından kurulan kampta yapılan işkenceler, ağır yaşam şartları, korkunç ölümler ve yaşanan insanlık dramının izleri halen gözle görülür elle ... Orta Avrupa Turları ve Almanya Turları ile Orta Çağ'ın ayak izleriyle, tarih kokan şehirlerde rüya gibi bir tatile çıkacaksınız. Orta Avrupa Turu kapsamında; Budapeşte, Viyana ve Prag şehirlerine, Almanya & Polonya Turu ve Berlin Turu ile de sanat ve tarihe doyacaksınız. Orta Avrupa Turlari cazip fiyatlarla seni bekliyor! ETS güvencesiyle profesyonel tur liderleri eşliğinde unutulmaz bir Orta Avrupa Turlari için yerini hemen ayırt! ORTA AVRUPA TURU(7 Gece-9 Gün-6 Ülke-7 Şehir)23-31 Ağustos 2020(695,00 €)(Single Oda Farkı: 190,00 €)1/G: Belgrad/Sırbistan (24 Ağustos 2020-Pazartesi) 2/G: Viyana/Avusturya (25 Ağustos 2020-Salı) 3/G: Prag/Cumhuriyeti BUDAPEŞTE Anadolu Ajansı - Orta Avrupa'da yeni tip koronavirüs Kovid-19 olayları süratle çoğalmaya devam ediyor.. Yaklaşık 10 milyonluk popülasyona sahip Çekya'da son 24 saatte 3 bin 130 yeni olay tespit edilirken, ülkedeki toplam olay rakamı 44 bin 115'e, toplam ölü rakamı ise 489'a yükseldi.. Çekya Sağlık Bakanı Adam Vojtech yaptığı açıklamada, ülkede salgının ...

Erdoğan, bölgenin ihtiyaç duyması nedeniyle Türkiye adalet için savaşıyor

2020.09.18 07:15 NewsJungle Erdoğan, bölgenin ihtiyaç duyması nedeniyle Türkiye adalet için savaşıyor

Ülkenin cumhurbaşkanı Perşembe günü yaptığı açıklamada, Türk dış politikasını eleştirenlerin Ankara'yı suçlamayı bırakıp bunun yerine Türkiye'nin barış ve adaleti savunmasını gerekli kılan bölgedeki koşullara karşı çıkması gerektiğini söyledi.

"Türkiye neden Suriye, Libya, Doğu Akdeniz, Afrika, Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Asya'da yer alıyor?" Diyorlar. Recep Tayyip Erdoğan, başkent Ankara'daki parti genel merkezinde bir grup iktidardaki Adalet ve Kalkınma (AK) Partisi il başkanlarına verdiği demeçte.

Ancak, "Türkiye geri çekilirse, Suriye barış ve özgürlüğe kavuşacak mı?

"Türkiye, Libya'da olanlara sırtını dönerse darbeciler iktidarı meşru hükümete devredecek mi?"

Türkiye’nin dış politika hedeflerini engellemeye çalışan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a atıfta bulunarak, "Türkiye geri çekilirse, Fransa liderinin neden olduğu siyasi sürüklenmeye son verecek ve sorumlu politikaya yönelecek mi?" Dedi.

Erdoğan, "Tüm bu sorulara gerçekçi ve samimi bir 'evet' ile cevap verilebilirse, izlediğimiz politikayı gözden geçirmemiz gerekir," dedi.

Erdoğan, Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye karşı çifte standartlarından vazgeçmesini de talep etti.

Türkiye, yakın zamanda bir geri çekilme sırasında güçleri kitlesel mezarların arkasında bırakılan darbeci savaş ağası Halife Haftar'a karşı Libya’nın başkent Trablus’daki meşru hükümetine destek verdi.

Türkiye, terörist YPG / PKK'nın yerel halka yönelik tehdidini ortadan kaldırmak ve onların Türkiye'nin yanında bir terör koridoru oluşturmasını önlemek için 2016'dan beri Suriye'ye güney sınırından Suriye'ye de asker gönderdi.

Ve Doğu Akdeniz'e sondaj gemileri göndererek, Türkiye'nin kıyılarına yakın küçük Yunan adalarının, artık Akdeniz kıyı şeridine sahip hiçbir ülke olmamasına rağmen, Türkiye'yi bölgedeki hemen hemen tüm deniz yargı yetkilerinden mahrum bıraktığı iddialarına karşı bölgenin deniz kaynaklarına sahip olma hakkını iddia etti.

Başta Fransa olmak üzere AB'deki eleştirmenler, Türkiye yakınlarındaki terörist tehditleri, ayaklanmayı körükleyen Libya'ya yasadışı silah sevkiyatlarını ve Yunanistan'ın yasalara ve mantığa aykırı argümanlar kullanarak Türkiye'yi kıyılarına hapsetmek için yayılmacı çabalarını görmezden gelirken bu çabalara karşı çıktılar.
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2020.09.13 16:59 Taraftarium24hd Trabzonspor - Beşiktaş maçı Jestyayın canlı maç izle

13 Eylül 2020 Pazar Günü Türkiye Süper Liginde ilk hafta Trabzonspor - Beşiktaş derbisi bizi karşılıyor. Trabzonspor - Beşiktaş derbisi sessiz bir derbi olacak virüs nedeniyle maçlar seyircisiz oynanıyor. Trabzonspor - Beşiktaş maçının başlama saati 20:00 bu maçı yönetecek orta hakem ise Ali Şansalan olacak. İki takımda bu hakemle çok maç oynamadı Trabzonspor bu hakemle 1 maça çıkarken, çıktığı maçta yenilgi ile karşılaştı. Beşiktaş bu hakemle 3 maça çıkmış 1 galibiyet, 1 beraberlik, 1 de yenilgi almış.
Trabzonspor geçen sezonun 2. sırada tamamlamayı başarsada aldığı ceza yüzünden şampiyonlar ligine katılım biletini elinden kaçırdı. Beşiktaş sezonu 3. tamamladı ve Trabzonun cezası yüzünden şampiyonlar ligine katılım bileti almaya hak kazandı. Beşiktaş şampiyonlar ligi şansını ilk maçta kaybederek taraftarınıda bir bakımdan mutsuz etti. Beşiktaş ülkemizi UEFA Avrupa liginde temsil etmeye devam ediyor.
Trabzonspor - Beşiktaş bu iki takım arasında son 10 maça bir göz atacak olursak bu maçların 4 de Beşiktaş galip gelirken 3 maçta Trabzonspor'un galibiyeti bulunuyor, diğer 3 maçta ise iki takımda kazanamamış sahadan beraberlikle ayrılmışlar. Bu son 10 maçın 8 inde maçta 2,5 gol üst olurken, 8 maçta da karşılıklı gol yaşanmış. Geçen sezon sezonun ilk yarısında Trabzonda oynanan maçı 4-1 Trabzonspor almayı başarmış. Sezonun ikinci yarısında ise 2-2 lik bir skor çıkmış. Trabzonspor - Beşiktaş maçını gelin hepbirlikte aşağıdaki linklerden seyredebilirsiniz.
📷 20:00 Trabzonspor - Beşiktaş Jestyayın İzle
📷 20:00 Trabzonspor - Beşiktaş canlı maç İzle
📷 20:00 Trabzonspor - Beşiktaş Taraftarium24 İzle
📷 20:00 Trabzonspor - Beşiktaş İzle
📷 20:00 Trabzonspor - Beşiktaş Justin tv İzle
📷 20:00 Trabzonspor - Beşiktaş Taraftarium24 İzle
📷 20:00 Trabzonspor - Beşiktaş İzle
📷 20:00 Trabzonspor - Beşiktaş Justin tv İzle
submitted by Taraftarium24hd to u/Taraftarium24hd [link] [comments]


2020.09.10 22:11 Denemebonusu Venusbet Giriş I venüsbet yeni giriş adresi I Venusbet 22 I Venusbet yeni giris adresi

Venusbet Giriş I venüsbet yeni giriş adresi I Venusbet 22 I Venusbet yeni giris adresi

VENUSBET GİRİŞ

Bahis oyunları dendiğinde akla ilk gelen 5 site içinde ne olursa olsun Venüsbet sitesi de olmaktadır. Kaliteli hizmetinin yanı sıra ödemelerdeki pratikliği, gizliliği ve hızı da üyelerinin bu siteyi fazlasıyla tercih etmesini sağlamaktadır. Avrupa’nın büyük başkentlerinde ve ülkemizin bütün vilayetlerinde üye edinerek elde etmiş olduğu büyük başarının karşılığını da üyelerini memnun ederek vermektedir. Hem yatırımda aynı zamanda çekimde gösterdiği dürüstlük, bu sitenin hafızalarda kolayca yer etmesini sağlamıştır.

venüsbet yeni giriş adresi


Venüsbet spor bahislerinde odluğu benzer biçimde casino oyunlarında ve slot oyunlarda da kendini ispatlamıştır. 2020 yılının en fantastik oyunlarına ev sahipliği icra eden bu firmada slot oyunlar ile her gün binlerce kişi kazandığı paraların keyfini sürmektedir. Şimdilik kazançlarını kendine saklayan bu bahis severler, kısa vakit sonra yeni heyecanlara da yelken açacaklar.

Venusbet giriş
Venusbet sitesinde oynayabileceğiniz oyun türleri sırayla; spor bahisleri, casino oyunları, e-sport, canlı casino, poker, sanal bahis, beton games ve canlı tombala olmaktadır. Spor bahislerinde klasik oyun türleri olan futbol, basketbol, tenis ve voleybol müsabakalarının yanında; buz hokeyi, kros kayağı, biatlon, kayakla atlama, alp disiplini, hurling, gal futbolu, MMA, boks, bisiklet, badminton, bandy, kriket, motor sporları, su topu, squash, floorball, dart, ragbi, golf, salon futbolu, Avustralya futbolu, beyzbol, hentbol, Amerikan futbolu ve Snooker oyunlarına da bahis yapabilirsiniz.

deneme bonusu

Bu kadar çeşitliliğin olduğu bir bahis sitesi alt yapısı iyi olan bir sitedir ve uzun yıllar bu piyasada kalmak isteyen bir site olarak tahmin edilir. Bu bahis türlerinin yanı sıra Venusbet sitesinde Elektronik Sporlarda Counter-Strike, League of Legends, Dota ve Call of Duty oyunlarına da tahmin girebilirsiniz. Özel Bahisler kategorisinde ise politika ve Müzik alanlarındaki bahisler yer alır.

VENÜSBET GİRİŞ

Spor bahisleri ve casino alanındaki tür fazlalığı ile adından söz ettiren siteye Venüsbet giriş yapabilmek olan sitenin sağ üst kısımdaki iki menüsünden biri olan GİRİŞ YAP kısmına tıklamanız gerekiyor. Önceden tamamladığını üyeliğiniz ile belirlemiş olduğunuz kullanıcı adınız ve şifreniz ile giriş işleminizi ışık hızında yapabilirsiniz. Kişisel cihazlarınızda ise tanımlama yaparak bir tek şifrenizi girerek seri giriş işlemini yapabilirsiniz.

Venusbet 22

Peki adresi sürekli değişen venüsbet sitesine en sağlam giriş iyi mi yapılıyor? Bunun için sitenin en güncel linklerine erişebileceğiniz kaliteli tanıtım sitelerine güvenmelisiniz. Venusbet01 olarak venüsbet sitesinin en güncel ve doğrudan giriş adreslerini yayınlama amacıyla başladık ve faaliyetlerimize devam ediyoruz.

Venusbet güncel adres


Venüsbet giriş için engel yemeyen yeni domain adresini bilmeniz gerekiyor. Türk IP’ler üzerinden giriş yapacaksanız, TİB kısıtlaması yemeyen domain adresinden giriş yapabilirsiniz. Sadece eğer sürekli engellenen bir yapıya bürünmüş ise VPN kullanmaktan başka çareniz yoktur.

VENÜSBET MOBİL

Bu bilgilerin yanı sıra Venüsbet mobil uygulaması ile de sizleri kendine hayran bırakıyor. Tasarım olarak ödül alacak kalitede olan mobil versiyon, Pronet alt yapısından aldığı güç ile yukarıda saydığımız tüm oyun türlerinde hizmetini sürdürüyor. Üstelik masa üstü versiyonunda daha seri bulunduğunu da söylememiz gerek. Yalnızca kaliteli bir internet bağlantısı olmalı. Onun haricinde site yönetimi aslına bakarsanız kendi üzerine düşen her şeyi fazlasıyla yerine getiriyor.

Venüsbet mobil uygulamasını venusbetmobile.Com sitesinden tek tıkla indirebilirsiniz. Android cihazlar için farklı; iOS cihazlar için farklı linklerin bulunmuş olduğunu bu site direkt olarak Venüsbet firması tarafınca hazırlanmış ve bahis sitesinde de yukarı orta menüde linki bulunan bir web sitesidir.

Bahis oyunlarını web ve mobil olarak iki kategoride üyelerinin hizmetine sunan Venüsbet sitesinin her geçen gün artan üye sayısı kalitesinden ödün vermeden işlerini yürütmesini sağlamaktadır. Sizler de üye olduğunuzda sunulan tüm hizmetlerin kusursuz bulunduğunu görmüş olacaksınız.
submitted by Denemebonusu to u/Denemebonusu [link] [comments]


2020.09.07 09:50 throwaway086480 Toplanın hele, Türkiye'yi kurtarıyorum. Popüler olmayan fikirlerim var, hazır olun.

Ermenistan'dan soykırım için özür diliyoruz, tazminat paketi kapsamında yüklü bir paranın yanında Ağrı Dağı'nı ve Ani harabelerini onlara veriyoruz. Böylece Armenian Genocide teranesi bitmiş oluyor.
Süryanilerden de özür diliyoruz ve onlara da tazminat ödüyoruz. Ancak onlara toprak vermiyoruz çünkü onların memleketleri bugünlerde Kürtler tarafından domine edilmekte, yani işin o kısmı Kürdistan'ın sorumluluğu (more on that later).
Yunanistan'dan da Pontus soykırımı için özür diliyoruz ve Sümela manastırını Türkiye'deki Rum cemaate devrediyoruz. Ancak onlardan da Balkanlar'da ve Batı Anadolu'da yaptıkları Türk soykırımı için özür talep ediyoruz.
Lübnan Marunilerinden de özür diliyoruz.
Balkanlar'daki ve Orta Doğu'daki Türk azınlıkların hakları konusunda çok ağır PR yapıyoruz. Türklere laf edenin tepesine üşüşüyoruz, Yahudiler gibi. Ve bütün Balkan ülkelerinden zamanında yaptıkları etnik temizlik için özür talep ediyoruz.
Vee en alevlisi. Kürtlere bağımsızlık veriyoruz. Diyarbakır, Mardin, Bingöl, Muş, Batman, Bitlis, Siirt, Şırnak, Hakkari, Van ve Ağrı illeri Kürdistan olarak bağımsız oluyor. Bu bağımsızlık ile birlikte istisnasız ve zorunlu bir nüfus mübadelesi uyguluyoruz. Orada Türk, burada Kürt kalmıyor.
Dış politikada Suriye'den çıkıyoruz. Türkiye'deki Suriyeliler Türk kimliği altında yaşamayı kabul etmesi koşuluyla burada kalabiliyor. İsteyen de zaten Esad'ın kıyımına dönebiliyor, sıkıntı değil.
Haklı olduğumuz Kıbrıs konusunda PR yapıyoruz. Mantıklı bir plan olan Annan Planı'nı reddeden tarafın onlar olduğunu herkesin kafasına kazıyoruz. "İşgal"in aslında oradaki azınlıkları korumak amaçlı haklı bir karar olduğunu herkese anlatıyoruz.
Deniz sınırları konusunda karşı taraf ile masaya oturmak isteyen tarafın aslında biz olduğumuzu herkese anlatmaya çalışıyoruz. Ve masaya oturuyoruz. Gerçi pek güvenmiyorum kendilerine ama neyse.
İlk aşamada AB ile olan ilişkilerimizi düzeltmeye çalışıyoruz. Eğer kendi çomarlarının gazına gelip bize çifte standart uygulamaya çalışırlarsa Avrupa karşıtı PR çalışmalarımıza hız kesmeden devam ediyoruz. Bizi 2 milyon Hristiyan öldürdük diye dünyanın en cani milleti diye yaftalayan Avrupa'nın Hindistan'da, Afrika'da, Amerika'da sırf bir kontrollü kıtlık ve salgında en az 10 milyon insan öldürdüğünü ve bizim aksimize bunu tekrar tekrar yaptıklarını herkese öğretiyoruz. Gerçek barbarın kim olduğunu bütün dünya hatırlıyor.
ABD'deki lobimizi en azından bir tık güçlendiriyoruz. Ermeni ve Yunan diasporaların fink attığı yerde bizim neredeyse hiç olmamamız büyük utanç.
Maalesef Çin ile ilişkileri bozmamak adına Uygurlar'dan vazgeçiyoruz. Ben de isterdim kendilerini kurtarmayı ancak o güçte kesinlikle değiliz.
Rusya ile bir çeşit adı konmamış anti-AB ittifağı yapıyoruz. Bunu yaparken ABD'yi kızdırmamaya dikkat ediyoruz. Hedefi bize gerçekten düşman olan Avrupa.
Acilen Hamas'ı falan salıp İsrail ile ittifak kuruyoruz. Laik bir Türkiye (more on that later) ve İsrail bu coğrafyada doğal müttefiktir. Filistin PKK'ya yardım etmeye devam etsin.
İhvancılık'tan kesinlikle vazgeçiyoruz. Siyasal İslam'ın iç siyasetteki hali yeterince kötü, dış siyasetteki halini bir düşünün. Bu yüzden de Mısır ile ilişkilerimizi düzeltmeye çalışıyoruz.
Libya'dan da çıkalım derdim ancak orada haklı olan taraf biziz. Ve Yunanistan ve Fransa haksız; onların haksız olduğunu herkese anlatmamız lazım.
Karabağ konusunda Azerbaycan'ı desteklemeye devam etmekle birlikte daha uzlaşmacı bir ton kullanıyoruz.
İslam'ın ülke üzerindeki etkisini aşama aşama azaltıyoruz. Bunun birçok alanı var o yüzden üzerine çok yazmam zor, ama laik Türkiye çok güçlü bir dönüş yapıyor.
Beyin göçünü durdurmak için önlemler alıyoruz. Akademisyenlerin ülkede daha rahat olmasını sağlayacak çalışmalar yapıyoruz. Özellikle bizi zayıf bırakıp Avrupa'ya güç veren beyin göçü benim çok zoruma gidiyor.
Gurbetçilerin ya da genel olarak yurtdışındaki Türklerin buraya dönmelerini teşvik edecek çalışmalar ya da basitçe propagandalar yapıyoruz. Sabah akşam Türk nefreti gösteren Avrupa'da milyonlarca Türk nasıl rahat yaşıyor anlamıyorum.
Avrupa'ya ekonomik bağımlılığımızı azaltmak için elimizden geleni yapıyoruz. Doğu ile ilişkilerimizi güçlendiriyoruz. Avrupalılar her beğenmedikleri bir hamle yaptığımızda bizi ambargo ile tehdit ediyorlar.
Doğu'daki ülkeler ile geniş çaplı bir öğrenci değişim programı başlatıyoruz. Erasmus'u iptal ederiz diyorlardı, buyursunlar etsinler.
Neyse bayağı bir yazdım. Daha fazla da yazardım ama ana fikri anlamışsınızdır.
1 - Osmanlı döneminde yediğimiz emperyalist boklar için özür dilemek
2 - Kürt sorununu kökten çözmek
3 - Siyasal İslam'ı tamamen çöpe atmak, Atatürkçü siyasete kesin dönüş
4 - Her anlamda İslam'ın ülke üzerisindeki etkisini zayıflatmak
5 - Dış siyasette ABD'yi kızdırmadan Çin ve Rusya ile yakınlaşmak, çifte standart kralı Avrupa'dan vazgeçmek
6 - Genel olarak bizden nefret eden Avrupa takıntımızı salmak, Doğu ülkesi olduğumuzu hatırlamak ve yavaş yavaş Doğu'ya doğru bakmaya başlamak, bunu yaparken ABD ile arayı bozmamaya çalışmak
7 - Bunları yapmak için mahvolmuş, yerlerde sürünen adımızı ve repütasyonumuzu düzeltmek için PR ve/veya propaganda yapmak
Bitirdim, hadi şimdi beni çarmıha gerebilirsiniz.
submitted by throwaway086480 to Turkey [link] [comments]


2020.09.02 10:30 Ondekine_Cakabilirim İdeal Türk dış politikası

Bizim asıl ihtiyacımız olan şey komşularımızdaki iç politik işleyişin (örn. Irak Kürdistanı) Türkiye aleyhine sonuçlanmasını engellemektir.
Bu bağlamda Irak ve Suriye'nin üniter yapısı ne pahasına olursa olsun korunmalıdır.
Çünkü İran'dan Akdeniz'e uzanan bir Kürt devleti Türkiye'nin Ortadoğu'daki elini zayıflatmakla birlikte yurt içinde malum mevzulara sebebiyet verebilir.
İran'da Türk nüfusu Kürt nüfusundan fazla olduğu için İran'da reformlar teşvik edilmelidir.
Aynı mantıkla Irak'ta Kürtlerin eli daha kuvvetli olduğu için de facto ve de jure Irak Türkmenlerinin etkinliği artana dek gevşemeye izin verilmelidir.
İran, Irak ve Suriye'ye dostluk anlaşmaları yapılıp bölgede Türk ekonomik nüfuzu arttırılmalıdır.
Özellikle İran-Türkiye ilişkileri Ermenistan'ın üzerinde baskı kuracaktır.
Ermenistan'ın kuzeyindeki Gürcistan halihazırda NATO üyesi olduğu için İran Rusya destekli Ermenistan için kilit ülkedir.
Gürcistan da Orta Asya ve Azerbaycan petrol ve doğalgazının Avrupa'ya taşınması için önem arz etmektedir.
Yunanistan Lozan'ı defalarca ihlal ettiği gerekçesiyle Uluslararası Adalet Divanı'nda yargılatılıp kararı tanımasa bile uluslararası alanda eli zayıflatılmalıdır.
Kıbrıs de facto Türk vilayeti haline getirilip müttefiklerimizce de de jure tanınması gerekmektedir.
Bulgaristan'da yaşayan Türklerin haklarının korunması için çalışılmalıdır.
Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ve özellikle Azerbaycan'da Rus etkisi bir şekilde kırılmalı, enerji transferi güvence altına alınmalı ve düşük gümrük vergili ortak pazar kurulmalıdır.
Olay laiklikte olsa Yahudiler 2000 yıl önce yaşadıkları toprakları geri alamazdı.
Olay muhafazakarlıkta olsa Araplar da İsrail'i yenerdi.
Olay vizyondadır, ülküdedir.
Ama iç ve dış politikadaki bu vizyonun güvence altına alınması için Türk halkının laik ve demokratik yaşamı benimsemesinin uzun vadede kısmi önem arz ettiği inkâr edilemez.
submitted by Ondekine_Cakabilirim to Ieltarih [link] [comments]


2020.08.28 18:19 griljedi GRRM - 2014 Söyleşileri

- "Gerçek hayatta iyiyle kötü arasındaki savaşın en zor yanı, hangisinin hangisi olduğunu belirlemektir... Geleneksel mutlu sonlara karşı içgüdüsel bir güvensizliğim var.”
- 1991'de bu fikri ilk aldığınızda, bunun sadece bir roman değil, birçok roman olduğunu biliyor muydunuz?
Bana gelen ilk sahne, ilk kitabın birinci bölümüydü, ulu kurt yavruları buldukları bölüm. Bu bana birdenbire geldi. Aslında farklı bir roman üzerinde çalışıyordum ve birden o sahneyi gördüm. Yazdığım romana ait değildi ama bana o kadar canlı geldi ki oturup yazmak zorunda kaldım ve bunu yaptığımda ikinci bir bölüm oldu ve ikinci bölüm Catelyn'di. Ned'in yeni döndüğü ve kralın öldüğü mesajını aldığı bölüm ve bu da bir tür farkındalıktı çünkü ilk bölümü yazarken gerçekten ne olduğunu bilmiyordum. Bu kısa bir hikaye mi? Bu bir romanın bölümü mü? Hepsi bu Bran denen çocukla mı ilgili olacak?Ama sonra, ikinci bölümü yazdığımda ve bakış açımı değiştirdiğimde - tam orada, tam başında, Temmuz 91'de önemli bir karar verdim. Tek bir bakış açısına sahip olmaktansa ikinci bir bakış açısına gittiğim dakika, kitabı çok daha büyük yaptığımı biliyordum. Şimdi iki bakış açım vardı ve iki tane elde ettiğinizde, üç, beş veya yedi veya her neyse olabilir. Üç ya da dört bölüm içinde olduğumda bile, büyük olacağını biliyordum.
Başlangıçta, bir üçleme düşündüm ve nihayet piyasaya sürdüğümde, bu şekilde sattım.Üç kitap: A Game of Thrones, A Dance With Dragons, Winds of Winter. Bunlar üç orijinal başlıktı ve üç kitap için kafamda bir yapı vardı. O zamanlar, doksanlı yılların ortalarında fanteziye, altmışlardan beri olduğu gibi üçlemelerin egemenliği altındaydı. Yayıncılığın o küçük ironilerinden birinde Tolkien aslında bir üçleme yazmadı. Yüzüklerin Efendisi adlı uzun bir roman yazdı. Ellili yıllardaki yayıncısı, "Bu tek bir roman olarak yayımlanamayacak kadar uzun. Onu üç kitaba ayıracağız" dedi. Böylece üçlemeyi elde etti, Yüzüklerin Efendisi o kadar büyük bir başarıya dönüştü ki yirmi yıldan fazla bir süredir diğer tüm fantezi yazarları üçleme yazıyordu. Bu kalıbı kararlı bir şekilde kıran, sanırım bir üçleme olarak da başlayan, ancak hızla ötesine geçen The Wheel of Time ile Robert Jordan'dı ve insanlar şunu görmeye başladı, "Hayır, daha uzun. Esasen bir mega romanınız olabilir! " Ve nihayetinde ben de aynı farkındalığa ulaştım, ancak '95'e kadar, A Game of Thrones'da zaten bin beş yüz el yazması sayfam olduğu ve sonuna kadar bile yaklaşmadığım ortaya çıktığında... Böylece benim üçlemem o noktada dört kitap oldu. Sonra, daha sonraki bir noktada, altı kitap oldu. Ve şimdi yedi kitapta sabit tutuyor.
İnşallah yedi kitapta bitirebilirim.
Büyük, biliyor musun? Ve gerçek şu ki, bu bir üçleme değil.Uzun bir roman. Gerçekten çok uzun bir roman. Bu bir hikaye ve hepsi bittiğinde, bir kutu setine koyacaklar ve bundan yirmi yıl sonra ya da bundan yüz yıl sonra hala okuyan biri varsa, hepsini birlikte okuyacaklar. Başından sonuna kadar okuyacaklar ve benim yaptığım gibi, hangi kitapta neler olduğunu unutacaklar.
- Kışyarı'nda geçen sahneleri yazarken ve birdenbire tamamen farklı bir konumla Daenerys sahnesine sahip olurken, sizin için büyük bir değişim miydi?
Oldukça erken bir tarihte, 91 yazında Daenerys'e ait şeyler vardı. Onun başka bir kıtada olduğunu biliyordum. Sanırım o zamana kadar zaten bir harita çizmiştim - ve üzerinde değildi. Westeros olarak anılacak tek kıtanın haritasını çizmiştim ama o sürgündeydi ve bunu biliyordum ve bu yapıdan bir nevi ayrılıştı. Kitabın başlangıç ​​yapısı açısından Tolkien'den ödünç aldığım bir şey. Yüzüklerin Efendisine bakarsanShire'da her şey Bilbo'nun doğum günü partisiyle başlar. Çok küçük bir odağınız var. Kitabın hemen başında Shire'ın bir haritası var - bunun tüm dünya olduğunu düşünüyorsunuz. Ve sonra onun dışına çıkarlar. Kendi içinde epik görünen Shire'ı geçerler ve sonra dünya büyüyor, büyüyor ve büyüyor... Ve sonra daha fazla karakter eklerler ve sonra bu karakterler ayrılır. Esasen oradaki ustaya baktım ve aynı yapıyı benimsedim. Taht Oyunları'ndaki her şey Kışyarı'nda başlar. Orada herkes bir aradadır ve sonra daha fazla insanla tanışırsınız ve nihayetinde ayrılırlar ve farklı yönlere giderler. Ancak bundan ilkinden ayrılan, her zaman ayrı olan Daenerys'ti. Sanki Tolkien, Bilbo'ya sahip olmanın yanı sıra, kitabın başından beri ara sıra bir Faramir bölümüne atılmış gibi.
- Aslında Daenerys, Kışyarı’na (sahnelerine) bağlıydı çünkü onun ailesine olanlar hakkında konuşulduğunu okuduk.
Örtüşmeler görüyorsunuz. Daenerys evlenir ve Robert, Daenerys'in yeni evlendiği raporunu alır ve buna ve yarattığı tehdide tepki verir.
- Çok güçlü ters dönüşleriniz var, okuyucunun dengesini bozuyorsunuz. Önceleri Sword in the Stone bölgesinde olduğunuzu düşünebilirsiniz, kitabın dönüşeceği halini düşünebilirsiniz; örneğin kahramanın Bran olduğunu düşünebilirsiniz ama sonra sizinle okuyucu arasında hilekar bir oyuna dönüşmüş gibi...
Sanırım okumak istediğini yazıyorsun. Bayonne'de çocukluğumdan beri okurdum, doymak bilmez bir okurdum. "George, burnu kitapta" diye seslenirlerdi. Bu yüzden hayatımda birçok hikaye okudum ve bazıları beni çok derinden etkiledi; diğerlerini ben onları yere koyduktan beş dakika sonra unuttum. Gerçekten takdir etmeye başladığım şeylerden biri, benim kurgumda bir tür öngörülemezlik. Beni nereye gittiğini gördüğüm bir kitaptan daha çabuk sıkan hiçbir şey yok. Siz de okudunuz. Yeni bir kitap açarsınız ve ilk bölümü, belki ilk iki bölümü okursunuz ve geri kalanını bile okumanıza gerek kalmaz. Tam olarak nereye gittiğini görebilirsiniz. Sanırım ben büyürken ve televizyon seyrederken bunun bir kısmını aldım. Annem olayların nereye gittiğini her zaman tahmin ederdi, ister I Love Lucy ister onun gibi bir şey olsun. "Pekala, bu olacak" derdi. Ve tabii ki, olur! Ve hiçbir şey daha hoş değildi, farklı bir şey olduğunda aniden bir şaşırırdı, twsit haklı olduğu sürece.
Bir anlam ifade etmeyen gelişigüzel dönüşler yapamazsınız. İşlerin takip etmesi gerekiyor. Sonunda "Aman Tanrım, bunun olacağını görmedim ama önceden haber verildi; burada bir ipucu vardı, orada bir ipucu vardı. Onu görmeliydim geliyor. " demelisiniz ve bu benim için çok tatmin edici. Bunu okuduğum kurguda ararım ve kendi kurguma yerleştirmeye çalışırım.
- Bran'ın itilmesi gibi, bunu da önceden haber veriyorsunuz, böylece okuyucu aldatılmış hissetmez. Kızıl Düğün de aynı.
Kurgu ve yaşam arasında her zaman bir gerilim vardır. Kurgu, hayattan daha fazla yapıya sahiptir. Ama yapıyı saklamalıyız. Sanırım yazarı saklamalıyız ve bir hikayeyi gerçekmiş gibi göstermeliyiz. Çok fazla hikaye çok yapılandırılmış ve çok tanıdık. Okuma şeklimiz, televizyon izleme şeklimiz, sinemaya gitme şeklimiz, hepsi bize bir hikayenin nasıl gideceğine dair belirli beklentiler verir. Gerçek hikayeden tamamen bağımsız olan nedenlerle bile. Sinemaya gidiyorsun, büyük yıldız kim? Tamam, Tom Cruise yıldızsa, Tom Cruise ilk sahnede ölmeyecek, biliyor musun? Çünkü o yıldız! Geçmesi gerekiyor. Veya bir TV şovu izliyorsunuz ve adı Castle. Castle karakterinin oldukça güvenli olduğunu biliyorsunuz. Önümüzdeki hafta ve sonraki hafta da orada olacak.
İdeal olarak bunu bilmemelisin. Duygusal katılım, bir şekilde bunu aşabilirsek daha büyük olurdu. Yani yapmaya çalıştığım şey bu, biliyor musun? Bran, önsözden sonra tanıştığınız başlıca karakterlerden ilki. Yani "Oh, tamam, bu Bran'ın hikayesi, Bran burada bir kahraman olacak" diye düşünüyorsunuz. Ve sonra: Hata! Orada Bran'a ne oldu? Hemen kuralları değiştiriyorsunuz. Ve umarım bu noktadan sonra okuyucu biraz belirsizdir. “Bu filmde kimin güvende olduğunu bilmiyorum.” Bunu dedirtmek gerekir. Ve insanlar bana “Kitaplarda kimin güvende olduğunu asla bilemiyorum. Asla rahatlayamam. " dediğinde bunu seviyorum. Bunu kitaplarımda istiyorum. Ve bunu okuduğum kitaplarda da istiyorum. Her şeyin olabileceğini hissetmek istiyorum. Alfred Hitchcock bunu yapan ilk kişilerden biriydi, en ünlüsü Psycho'da. Psycho'yu izlemeye başlıyorsun ve onun kahraman olduğunu düşünüyorsun. Öyle mi? Onu sonuna kadar takip ettin. O duşta ölemez!
- Ned korucunun kafasını kestiğinde belirsizliğe erken işaret edersin ama o yanılıyor. Kesin değil. Ve hatta Jaime Lannister, Bran'ı pencereden dışarı ittiği sahneden sonra Tyrion ile dostça bir ilişki kurar. Onun başka bir yanını görüyorsunuz.
Gerçek insanlar karmaşıktır. Gerçek insanlar bizi şaşırtıyor ve farklı günlerde farklı şeyler yapıyorlar. Santa Fe'de birkaç ay önce satın alıp yeniden açtığım küçük bir tiyatrom var. Bazı yazar etkinlikleri düzenliyoruz. Birkaç hafta önce bir imza için Pat Conroy vardı. Harika yazar, harika Amerikalı yazarlarımızdan biri. Ve kariyerinin çoğunu babası hakkında bu kitapları yazarak geçirdi. Bazen anı olarak, bazen kurgu olarak atılıyor, ancak babasıyla olan sorunlu ilişkisinin, ona farklı bir isim ve farklı bir meslek verdiğinde ve tüm bunlara rağmen baktığını görebilirsiniz. Her ne şekilde olursa olsun, Pat Conroy’un babası Büyük Santini karakteri, modern edebiyatın en büyük karmaşık karakterlerinden biridir. O çirkin bir tacizci, çocuklarını terörize ediyor, karısını dövüyor, ama aynı zamanda bir savaş kahramanı, bir dövüşçü ve tüm bunlar. The Prince of Tides'daki karakter gibi bazı sahnelerde, bir kaplan satın aldığı ve bir benzin istasyonu açmaya çalıştığı ve işler ters gittiği, neredeyse bir Ralph Kramden komik adamıdır. Bunu okuyorsun ve hepsi aynı adam ve bazen ona hayranlık duyuyorsun ve bazen ona karşı nefret ve tiksinme hissediyorsun ve oğlum, bu çok gerçek. Hayatımızdaki gerçek insanlara bazen böyle tepki veririz.
- Kitaplarınızda kadınlar güçlüdür.
Ama ataerkil bir toplumda mücadele ediyorlar, bu yüzden her zaman üstesinden gelmeleri gereken engeller var ki bu gerçek orta çağların hikayesiydi. Aquitane'li Eleanor gibi güçlü bir kadına sahip olabilirsiniz, iki kralın karısı olabilirdi ve yine de kocası, sırf ona kızdığı için onu on yıl hapse atabilirdi. Farklı zamanlardı ve bu bir fantezi dünyası, bu yüzden daha da farklı.
- Sonunda hangi strateji işe yarayacak?
Bu (hikayeyi) söylemek olurdu. Görmek için sonuna kadar gitmelisin.
- Karakterleriniz için, Jaime'nin Brienne of Tarth ile seyahat etmesi gibi harika ters karakterleriniz var. Tazı ile Arya gibi başka eşleşmeler de var. Bilinçli olarak ters karakter mi yaratıyorsunuz?
Drama çatışmadan ortaya çıkıyor, bu yüzden birbirinden çok farklı iki karakteri bir araya getirip geride durup kıvılcımların uçuşunu seyretmeyi seviyorsunuz. Bu size daha iyi diyalog ve daha iyi durumlar kazandırır.
- Tyrion için Joffrey’in ölümü işleri daha iyi yapmaz, işleri daha da kötüleştirir. Tyrion'un başı büyük belada ve tüm seri boyunca bir noktaya değinmeye çalıştığım bir şeyi kanıtlıyor: Kararların sonuçları var. Robb, Frey Hanesi'ne sözünü tutmaz ve Frey’in kızlarından biriyle evlenmezse, bunun onun için korkunç sonuçları olur. Tyrion’un sorunlarından biri de geveze olmasıydı. Serinin başından beri bir şeyler söylüyor, Cersei'ye bu üstü kapalı tehditler - "Bir gün bunun için seni alacağım, bir gün neşen ağzında küle dönecek." Şimdi, tüm bu açıklamalar onu gerçekten suçlu gösteriyor.
Sanırım katilin amacı, bunu başka bir Kızıl Düğün haline getirmek değil - Kızıl Düğün çok açık bir şekilde cinayet ve kasaplıktı. Bence Joffrey’in ölümüyle ilgili fikir, onu bir kaza gibi göstermekti - birisi kutlama yapıyor, Heimlich manevrasını icat etmemişler, bu yüzden birisi boğazına yemek taktığında, bu çok ciddidir. Bunu biraz İngiltere Kralı Stephen'ın oğlu Eustace'in ölümüne dayandırdım. Stephen, tacı kuzeni İmparatoriçe Maude'dan gasp etmişti ve uzun bir iç savaşla savaştılar ve anarşi ile savaş ikinci nesle aktarılacaktı çünkü Maude'un bir oğlu, Henry ve Stephen'ın bir oğlu vardı. Ama Eustace bir ziyafette boğularak öldü. İnsanlar hala bin yıl sonra tartışıyorlar: Boğuldu mu yoksa zehirlendi mi? Çünkü Eustace'i ortadan kaldırarak İngiliz iç savaşını sona erdiren bir barış getirdi. Eustace’ın ölümü [tesadüfi olarak] kabul edildi ve bence buradaki katillerin umduğu şey buydu - tüm krallık Joffrey’in bir parça turta üzerinde boğulup öldüğünü görecek. Ama güvenmedikleri şey, Cersei’nin bunun cinayet olduğuna dair acil varsayımıydı. Cersei bir an bile buna kanmadı. Bunun kaza sonucu bir ölüm olduğuna inanmıyor. Sahnenin çekildiğini gördünüz, boğulma ihtimali olduğu için mi karşımıza çıkıyor yoksa zehirlendiği çok açık mı?
- Neden “Buz ve Ateş Şarkısı” romanlarınıza tecavüz veya cinsel şiddet olaylarını dahil ettiniz? Bu sahnelerle daha büyük hangi temaları ortaya çıkarmaya çalışıyorsunuz?
Bir sanatçının gerçeği söyleme yükümlülüğü vardır. Romanlarım epik fantezi ama tarihten ilhama dayanıyorlar. Tecavüz ve cinsel şiddet, eski Sümerlerden günümüze kadar yapılan her savaşın bir parçası olmuştur. Onları savaşa ve güce odaklanan bir anlatımdan çıkarmak, temelde yanlış ve sahtekârlık olurdu ve kitapların temalarından birini baltalardı: insanlık tarihinin gerçek dehşetinin orklardan ve Kara Lordlardan değil, bizden kaynaklandığı... Biz canavarlarız. (Ve kahramanlar da). Her birimizin kendi içinde büyük iyilik ve büyük kötülük kapasitesi vardır.
- Kitapların bazı eleştirmenleri, bu tür sahnelerin Westeros dünyasının genellikle karanlık ve ahlaksız bir yer olduğunu göstermesi amaçlansa bile, romanların seyri boyunca bu anlara aşırı bir güven duyulduğunu ve belirli bir noktada olduklarını söylediler, artık şok edici değil ve heyecan verici hale geliyor. Bu eleştiriye nasıl yanıt veriyorsunuz?
Westeros'un "karanlık ve ahlaksız bir yer" olduğu fikrine itiraz etmeliyim. Burası Disneyland Orta Çağları değil, hayır ve bu oldukça kasıtlı ... ama kendi dünyamızdan daha karanlık veya ahlaksız da değil. Tarih kanla yazılır. Cinsel veya başka türlü "Buz ve Ateşin Şarkısı" ndaki vahşet, herhangi bir iyi tarih kitabında bulunabileceklerle karşılaştırıldığında soluk kalır.
Bazı cinsel şiddet sahnelerinin heyecan verici olduğu eleştirisine gelince, bana bu eleştirmenler hakkında kitaplarımdan daha çok şey söylüyor gibi geliyor. Belki onlar bazı sahneleri heyecan verici bulmuşlardır. Okuyucularımın çoğu, sanırım onları amaçlandığı gibi okudu.
Yazar olarak kariyerimin en başından beri felsefemin "göster, söyleme" felsefesi olduğunu söyleyeceğim. Kitaplarımda ne olursa olsun, eylemi özetlemek yerine okuyucuyu bunun ortasına koymaya çalışıyorum. Bu, canlı duyusal ayrıntılar gerektirir. Mesafe istemiyorum, seni oraya koymak istiyorum. Söz konusu sahne bir seks sahnesi olduğunda, bazı okuyucular bunu son derece rahatsız buluyor… ve bu cinsel şiddet sahneleri için on kat daha doğru.
Ama olması gerektiği gibi. Bazı sahneler rahatsız edici, rahatsız edici ve okunması zor olabilir.
- Martin, HBO şovunda yapılan küçük değişikliklerin daha sonra oradaki hikaye üzerinde ne kadar büyük bir etkisi olacağı hakkında biraz konuşuyor. TV yapımcılarının yaptığı seçimleri kontrol etmediğini bize bildirdiğinizden emin oldu.
- Robert’s Rebellion hakkında bir kitap yazacak mısın?
"Muhtemelen değil." Sonraki iki kitapta Robert’s Rebellion’a daha çok geri dönüşler ve imalar olacak. "Bu serinin sonunda olan her şeyi öğreneceksin". Bununla ilgili bir kitap o zaman çok ilginç olmazdı.
- Bize bir warg ejderha binicisi hakkında ne söyleyebilirsiniz?
Bir ejderhayı warglayan birinin geçmişte emsali yoktur. Ejderha ve binici arasındaki efsanevi bağın zengin bir tarihi var. Çok uzaklardan (hmm) bile sürücülerine yanıt veren ejderhaların gerçek ve çok güçlü bir bağ olduğunu gösteren örnekler olmuştur. Bununla ilgili daha çok şey öğreneceğiz. Okumaya devam edin.
- ASOIAF’taki en favori alıntınız nedir?
Tek bir tane yok ama Septon Meribald’ın savaş hakkında yaptığı konuşmayı seviyorum.
- Kendinizi kitaplarda hangi karakter olarak görüyorsunuz? İçinde en çok hangi karakter var?
Tyrion demek isterdim ama bu gerçekten Samwell Tarly. Tyrion daha çok aksiyon alıyor, daha çok yatıyor (kahkahalar) ama ben daha çok Sam gibiyim.
- Bir kitap okuyucu olarak, şovdaki benzer durumu izlemeden önce bunu okumak çok tatmin ediciydi (Arya, show’da Polliver'ı öldürürken Lommy'den söz ediyor, kitaplarda Raff). Bahsettiğiniz gibi, şov içeriğini kontrol edemezsiniz. Sezon 5'e doğru ilerlerken böyle açıklamaların önünde kalmak için daha fazla bölüm yayınlamayı planlıyor musunuz? Ayrıca Arya, o bölümde beklediğimizden çok daha yaşlı görünüyor. “Mercy”, gelecekte Dans'ın sonundan itibaren bir yıldan fazla mı oluyor yoksa sadece Arya'nın her zaman yaşından büyük görünmesi mi meselesi mi?
- [Martin'den büyük bir sessizlik]. Bu bölüm yaklaşık on yıl önce yazılmıştı ve önce Ziyafet'in sonunda olması gerekiyordu, ardından Dans'ın sonuna dahil edilmişti ama bir sondan çok bir başlangıç ​​gibi görünüyor, bu yüzden epey hareket etti. Çocukların biraz büyüyebilmesi için kitaplarda olması gereken beş yıllık boşluğun da bir parçasıydı. Bu, Arya ve Bran gibi karakterler için işe yaradı, ancak Jon Snow veya diğerleri için hiç işe yaramadı. Beş yıl önce Gece Nöbetçileri'nin Lord Kumandanı oldum. O zamandan beri pek bir şey olmadı… ”(kahkahalar). Arya'yı şimdiki yaşına geri getirmek için o bölümde biraz çalıştım. Orada zaman aralığı yok (hikaye dizisinde tam olarak ne zaman geldiğini söylemiyor). Unutmayın, bu bir önizleme bölümüdür, yine de geri dönüp yayınlanmadan önce üzerinde yeniden çalışabilirim.
[Sorum bu olduğu için tahmin ettiğime eminim ama Martin, Arya'nın yaşının burada bir sorun gibi göründüğünü biraz düşünmüş görünüyor. Bir çeşit, "O lanet bölümü bir daha yeniden yazmayacağım." 5. sezondan önce daha fazla önizleme bölümü yayımlayıp yayımlamayacağına dair gerçek bir yorum ve gösteriye neyin girileceğini kontrol etmediğine dair başka bir hatırlatma yok.]
- Tyrion babasıyla yüzleşmek için gittiğinde, ne yapacağını düşünüyor? Onunla sadece sohbet mi ediyorsun?
O noktada bunu düşündüğünü sanmıyorum. O sırada sefilleri oynuyor. Her şeyini kaybetti. Güvenli bir yere kaçırılacak ama orada ne yapacak? Lannister Hanesi'ndeki yerini kaybetti, saraydaki yerini kaybetti, tüm altınını kaybetti - bu, hayatı boyunca onu ayakta tutan tek şeydi. Cüce olmanın dezavantajları ne olursa olsun, şövalye olmak için gerekli fiziksel yetenekleri yoktu, ancak eski ve güçlü bir ismin ve bir şeyler satın almak isteyebileceği tüm altının büyük avantajına sahipti. Bronn gibi takipçileri ve onu savunmak için diğer insanları... Şimdi tüm bunları kaybetti ve aynı zamanda, kayıtsız şartsız sevdiği ve her zaman onun yanında olduğu tek kan bağı Jamie'nin hayatının bu travmatik olayında, nihai ihanette rol oynadığını öğrendi. O kadar incindi ki diğer insanları incitmek istiyor ve Shae'nin kendisine söylediği hesaptan nerede olduğunu anladığı ve bu merdivenin bir zamanlar onun olan bir oda olduğunu bildiği bir heves anı, şimdi babası ondan gasp etti. Bu yüzden babasını görmek için yukarı çıkıyor ve oraya vardığında ne söyleyeceğini ya da yapacağını bildiğini sanmıyorum ama - bir kısmı bunu yapmaya mecbur hissediyor. Ve tabii ki sonra Shae'yi orada buluyoruz, bu onun için ek bir şok, karnındaki ek bir bıçak.
Bence bazen insanlar çok zorlanıyor, bazen insanlar kırılıyor. Ve bence Tyrion zirve noktasına ulaştı. Cehennemden geçti, defalarca ölümle yüz yüze geldi ve gördüğü gibi bakmaya çalıştığı, onayını kazanmaya çalıştığı tüm insanlar tarafından ihanete uğradı. Hayatı boyunca babasının onayını almaya çalışıyordu. Ve şüphelerine rağmen, Shae'ye aşık oldu, kalbini ona vermesine izin verdi. Artık yapamayacağı bir noktaya ulaşır. Sanırım iki eylem, birbirlerinin anlarında gerçekleşse de oldukça farklı. Lord Tywin'e öfkeliydi çünkü ilk karısı ve ona olanlar hakkındaki gerçeği öğrendi ve Tywin ona fahişe demeye devam ediyor - Lord Tywin'in mantığına göre... Lord Tywin, Tyrion'u sevmediği için kimsenin Tyrion'u sevemeyeceğine inanıyor. Demek ki cüceyi Lannister olduğu için yatağına yatırmaya çalışan alt sınıftan bir kız olduğu açık, böylece leydi olabilir, parası olabilir ve bir şatoda yaşayabilir. Yani temelde bir fahişe olmaya eşdeğer - statüye sahip olduğu için ona bayılıyor ve Tyrion'a bu konuda bir ders vermeye çalışıyor. Ve böylece yarasına tuz dökmeye benzeyen "fahişe" kelimesini kullanmaya devam etti ve Tyrion ona bunu yapmamasını, o kelimeyi bir daha söyleme dedi. Ve o kelimeyi tekrar söyledi ve o anda, Tyrion'un parmağı tetiğe bastı.
Shae ile bu çok daha kasıtlı ve bazı yönlerden daha acımasız bir şey. Bu anlık bir hareket değil, çünkü onu yavaşça boğuyor ve kadın kurtulmaya çalışıyor, kavga ediyor. İstediği zaman bırakabilirdi ama öfkesi ve ihanet duygusu o kadar güçlü ki bitene kadar durmuyor ve bu muhtemelen şimdiye kadar yaptığı en kara eylemdi. Lord Tywin'in yaptığı küçük gösteriden sonra onu terk ederek ilk karısına yaptığı şey ve onun ruhunun büyük suçu bu... Şimdi Westeros standartlarına göre, bu hiç de suç sayılmaz - "Yani bir lord, bir fahişeyi öldürdü, sorun değil." Bunun için, düşük doğumlu kadınlara, fahişelere ve meyhane fahişelerine hor gören, onları kullanan ve atan diğer lordlardan ve şövalyelerden daha fazla cezalandırılması olası değildir. Bu dünya için bir şey değil ama yine ona musallat olacak bir şey olsa da babasını öldürme eylemi sonsuza dek arkasını olmayacak bir şeydi çünkü hiçbir insan bir akraba katili kadar lanetli değildir.
Tywin, Shae'yi biliyordu. Muhtemelen onun, açıkça “o fahişeyi saraya getirmeyeceksin” dediği ve Tyrion'un ona tekrar meydan okuduğunu ve o fahişeyi saraya çıkardığını söylediği aynı kamp takipçisi olduğunu anladı. Burada tam olarak ne olduğuna gelince, bu gerçekten konuşmak istemediğim bir şey çünkü hala açıklayamadığım ve daha sonraki kitaplarda açıklanacak yönleri var. Ancak tüm bunlarda Varys'in rolü de dikkate alınması gereken bir konudur. Kitaplardaki Shae, Tyrion hakkında başka bir john(?) kadar umursamayan, kampı takip eden, manipülatif bir fahişedir ama o, küçük bir genç seks kedisi gibi, tüm fantezilerini besleyen çok uyumludur; o gerçekten sadece para ve statü için yaşıyor. O, Tywin'in Tyrion’un ilk karısının aslında olmadığını düşündüğü her şeydir.
- Ona ilham veren Frost şiiri dünyanın sonu hakkındadır ve bu, Martin'in icat ettiği evrenin yedinci kitabın sonunda sıcak ya da soğuk ya da muhtemelen her ikisi ile yok olması gerektiğini ima ediyor gibi görünüyor.
Yazar kıkırdıyor: "Bu konuda yorum yapmayacağım. Bunun için iki kitap için endişelenebilirsin. Ama tüm insanların ölmesi gerektiği doğru."
- Web sitelerinde görünen birçok hayran teorisi sorulduğunda Martin şunları söyledi: "Bu konuyla boğuştum, çünkü okuyucularımı şaşırtmak istiyorum. Bir okuyucu olarak öngörülebilir kurgudan nefret ediyorum, öngörülebilir kurgu yazmak istemiyorum. "Okuyucumu şaşırtmak ve memnun etmek ve onları geldiğini görmedikleri yönlere götürmek istiyorum ama planları değiştiremem. 90'lı yıllarda ilk fan panolarını okumamın ve durmamın nedenlerinden biri de bu. Birincisi, zamanım yoktu, ancak iki konu tam da bu. O kadar çok okuyucu kitapları o kadar dikkatle okuyordu ki bazı teoriler ortaya atıyorlardı ve bu teorilerin bazıları eğlenceli boğalar ve yaratıcı olsa da, teorilerin bazıları haklı. En az bir veya iki okuyucu, kitaplara yerleştirdiğim ve doğru çözüme ulaştığım son derece ince ve belirsiz ipuçlarını bir araya getirmişti. Öyleyse ne yapmalıyım? Değiştiriyor muyum? Bu konuyla boğuştum ve bunu değiştirmenin bir felaket olacağı sonucuna vardım çünkü ipuçları vardı. Bunu yapamazsın, o yüzden ben devam edeceğim.”
- "Kurtlar, Amerika'nın soyundan gelen ve binlerce yıl öncesine dayanan Avrupa folklorunun bir parçasıdır. Roma, Romulus ve Remus'ta - kurtlar ve insanlar arasında her zaman bu ilişki vardır." Bu ilişki Martin'in dizisinde defalarca görülüyor ve Martin'in son iki kitap sonunda piyasaya sürülürken devam edeceğini söyleyeceği bir şey. Özellikle Arya'nın kurdu Nymeria önemli bir rol oynayacak. "Biliyor musun, bir şeyler hakkında bilgi vermekten hoşlanmam." diyor Martin, yüzüne yayılan bir gülümsemeyle. "Ama kullanmayı düşünmediğiniz sürece dev bir kurt sürüsünü duvara asamazsınız."
- İşinize aşina olmayanlar için dizi hayali bir dünyada geçiyor. Krallığın kontrolü için bir mücadele var. Bu hanedan savaşı, esasen üç ana olay örgüsünden biridir. Bu tür insanüstü karakterleri içeren başka olay örgüsü satırları da var ve sonra eski tahtının geri dönüşünü arayan sürgün Targaryen kızı var. Neden bu üç ana olay örgüsü?
- Tabii ki uzakta olan iki şey var - Sur’un kuzeyindeki şeyler (Diğerleri) ve sonra diğer kıtada ejderhalarıyla Targaryen var - elbette "Buz ve Ateşin Şarkısı" başlığının buz ve ateşi. . " Yedi krallığın başkenti olan King's Landing'de ortada meydana gelen merkezi şeyler, çok daha fazlası tarihi olaylara ve tarihi kurguya dayanıyor. Güllerin Savaşları'ndan ve 100 Yıl Savaşları etrafındaki diğer bazı çatışmalardan gevşek bir şekilde alınmıştır, ancak elbette fantastik bir twist ile. Biliyorsunuz, başladığım dinamiklerden biri, King's Landing'deki yedi krallık içindeki küçük güç mücadeleleri tarafından bu kadar tüketilen insanlardı - kim kral olacak? Küçük Konsey'de kimler olacak? Politikaları kim belirleyecek? - krallıklarının çevresinde çok uzakta meydana gelen çok daha büyük ve daha tehlikeli tehditlere karşı körler...
Ve tabii ki, bunu tarih boyunca görebilirsiniz. Tarihte yer alan ortak bir dinamiktir. Biliyorsunuz, Yunan şehir devletleri, İsa'nın doğumundan önce, biliyorsunuz, Makedonyalı Philip hepsini fethetmek için ordularını oluştursa bile birbirleriyle kavga ediyorlar ama bunu modern zamanlarda bile görüyorsunuz, biliyorsunuz - Fransa'nın Üçüncü Cumhuriyet döneminde, Nazi tehdidi yükselirken siyasi mücadeleleri... Ancak Fransız siyasetçiler neredeyse Nazilerle arkadaş olmayı tercih ediyorlardı. Ve belki modern gündeki derslerimiz de. Kim bilir? Demek istediğim, şu anda dünyamızda iklim değişikliği gibi şeyler oluyor, bu, nihayetinde tüm dünya için bir tehdit. Ama insanlar onu politik bir futbol yerine kullanıyorlar, bilirsiniz… Herkesin bir araya geleceğini düşünürsünüz.
Bu, muhtemelen insan ırkını yok edebilecek bir şey. Bu yüzden, özellikle modern zaman meselesine değil, kitabın yapısıyla ilgili genel bir şey olarak bir analog yapmak istedim.
- Kitapta ( Buz ve Ateşin Dünyası) ipuçları bulmayı uman hayranlar için bir soru kalıyor: Tarih tekerrür eder mi? Martin’in arsız yanıtı: “Yankılanan bir evet ve hayır. Biraz belki. "
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.08.21 15:32 karanotlar Kimmerya / Özgür, gezgin ve 'barbar'

Antik Yunan kentlerini yıkıp yakan Kimmerler, Anadolu’daki tüm krallıklar için küçük çaplı felaket görünümünde, yaklaşık iki yüz yıl boyunca büyük bir yıkım yaratmıştı. Kuzeydoğu Anadolu’da ve Hazar bölgesinde İskit akınları nedeniyle zayıflamalarının ardından, M.Ö. 6. yüzyılda Lydia Kralı Alyattes Kimmerleri büyük bir yenilgiye uğrattı. Bu büyük çöküşün ardından Kimmerler tarihteki yerlerini yitirdi, efsaneler ve hikayeler de sona ermiş oldu.
Tarkan Tufan
Kimmerler, onları ‘Ga-mir’ veya ‘Gi-mir-a-a’ olarak adlandıran birçok Asur metninden dolayı bilinmektedir. Asur dilinde, bu isim “oraya buraya gidip-gelen insanlar” benzeri bir anlam ifade eder ve Kimmerlerin Hint-Avrupa dillerini anımsatan isimlerinin kökenine ilişkin daha fazla kayda rastlanmaz; öte yandan, yaşam biçimleri kusursuz biçimde anlatılmaktadır. Göçebe bir halk olan Kimmerler İskitlerle aynı alanları paylaşmaktaydı ve arkeolojik açısından İskitlerle neredeyse aynıydı; İskitlerin sonraları onları kendi ülkelerinden sürmüş olabileceği düşünülüyor.
Kimmerler, kimi akademisyenlere göre, hâlâ Kırım’ın bulunduğu güney Ukrayna’da yaşıyor olabilirler. Arkeologların bir kısmı ise, onları Prut nehri ve Aşağı Don (M.Ö. 900-650) bölgesi arasındaki ovalarda hayat bulan Novocerkassk kültürüyle aynı toplum olarak görmekte. Kimmerler yayları, kılıçları ve mızraklarıyla gömülüyordu. En değerli varlıkları inekleriydi ve sığırlarıyla ovalar arasında dolaşan göçebeler olarak bilinirler. Birçok göçebe toplulukta görüldüğü üzere, toplumsal yaşamda kadın-erkek arasında bir hiyerarşi kurmamışlardı; söz hakkı ve yaşamsal kararlar konusunda herkese doğal hakları teslim edilmişti. Bu duruma özellikle de savaşçı ve yağmacı bir halk olmasının neden olduğu düşünülüyor.
KİMMERYA
Kimmerya’nın yerli halkı, neredeyse gizemli bir tarihe sahiptir. Bu antik insanların (M.Ö. 8. ve 7. yüzyıllarda hüküm sürmüşlerdi) varlığına yapılan ilk atıfları Asur metinlerinde görürüz. Asurlular ve bir erken-Ermeni imparatorluğu olan Urartu kaynaklarında “güçlü ve hareketli bir askeri tehlike” olarak tasvir edilmişler. M.Ö. 7. yüzyılda Asural Kralı Aşurbanipal, Kimmerlere olan düşmanlığını tabletlere yazmıştır. Kral, popülaritesi, düşmanlara uyguladığı zulüm ve Ninova’da (Gılgamış Efsanesi dahil) büyük bir kütüphane kurmasıyla tanınan bir kraldır.
Kimmerlerin kökenleri konusunda hiç kimse emin olamasa da Herodot’un onlar hakkında yazdığı bazı bilgilere ulaşmak mümkün. Önceleri göçebe bir halk olan Kimmerler muhtemelen bir süre sonra yerleşik hayata geçmişler ve Karadeniz’in kuzeyindeki bölgede yaşamaktaydılar. Kimmerler, nehirleri takip ederek Kafkaslar’dan güneye doğru indi ve Asur ve Urartu imparatorluklarının sınırlarına akınlar düzenlediler. Ancak doğudaki İskitler bir süre sonra Kimmerlerin topraklarına girip onları sürdü, bazılarını ise süreç içinde asimile ettiler.
Evrensel biçimde kabul görmese de İskitlerin yayılması sonrasında Kimmerlerin Avrupa’ya yönelen göç hareketleri, Kelt veya Germen topluluklarının atası olarak görülmelerine yol açmıştır.
İRAN TOPRAKLARINDAKİ İZLER
.
Kimmerlerin İran’daki varlığı, birçok bilim insanı açısından su götürmez bir gerçek. Tarihsel olarak saptanabilen Kimmer liderlerinin (Teuşpa, Ligdamis vs.) İran kökenli isimlerine bakmak, bu görüşe sağlam bir temel sunabilir. Diğer yandan, Kimmer tarihi hakkında yetkin bir uzman olan Askold Ivanchik, Kimmerleri gizemli bir insan topluluğu olarak görür.
Kimmerlerin Dinyeper ve Don nehirleri arasındaki asıl vatanlarını terk etmesinin sebepleri çeşitli olabilir. Belki Baltıkların ve Anglo-Saksonların batı Dinyeper alanlarından ilerlemeleri sebebiyle göç etmek zorunda kalmış olabilirler. Bunun dışında, bazı başka nedenler de söz konusu olabilir. Belki de bozkır alanlarda, iklim değişikliği nedeniyle bölgenin verimliliği yok olmuş olabilirdi.
GÖÇ YOLLARI
Böylece Orta Asya’daki İranlı göçmenlerin ilk dalgasının, modern Sarıkaolis, Pamir İranlıları (Şugnanlar, Bartanglar, Yazgulamlar vb.), Persler, Afganlar ve Sogdi (Yagnobi) toplumlarının ataları tarafından oluşturulduğunu varsayabiliriz; netice olarak, ortak İran topraklarında ve Dinyeper boyunca olan bölgelerde yerleşmiş olan İran kabileleriydiler. Bu yaşam alanlarının, bir zamanlar Avrupa’da kalan ve bir süreliğine tarihi Kimmerlerle paralel ilerleyen diğer İran kabileleri tarafından işgal edildiğini varsaymak mümkündür.
Bazı teorilerde, Kimmerlerin Orta Asya’dan Karadeniz bölgesine doğru ve daha genel anlamda “Avrasya’nın derinliklerinden” geldiği öne sürülmekte; ancak bu görüş de yoğun itirazlarla karşı karşıya. İranlıların atalarının anavatanlarının Avrupa’da bir bölge olması ve Kimmerlerin Orta Asya’ya göç ettikten sonra bu bölgeye geri dönmeleri çok uzun zaman alırdı.
Göçler süresince, Kimmerler, Azorov ve Karadeniz bozkırlarını yerle bir ettiler; Ukrayna ve Kuzey Kafkasya steplerindeyse kültürlerine ait birçok kalıntıyı arkalarında bıraktılar. Bir İran halkı olarak bilinen Zrubna kültürünün bazı Kimmer geleneklerini sürdürmüş olması da düşündürücüdür; ölü gömme ritüellerinde uygulanan bu gelenekler, Ukraynalı arkeologlar tarafından kalıntıları bulunan Kimmerlerin cenaze törenlerinde de benzer biçimde uygulanmıştı.
Bazı kaynaklarda, Bulgarların ve Kürtlerin aynı bölgede yaşadığı dönemde, bu toplumlarla Kimmerlerin etkileşime geçmiş olduğunu belirtir. Eski Kürt yerleşimlerinin adlarında bu etkileşimin izlerini görmek mümkündür. Kürt toplumlarının kendilerine verdiği “Kurmanc” ismi, Kimmerlerin “Hareketli, oradan oraya hızla hareket eden” anlamına gelen sözcüklerini andırmaktadır. Aynı dilsel benzerliğe, Vinnytsia Bölgesi’ndeki Zhmerinka kasabasının adında da rastlanır; bu bölgede Kürt yer adlarına oldukça sık rastlanır.
Dniester Dağı kıyısındaki bu yerlerde, Kürtçe yer isimlerinin yaygın olduğu tespiet edilmiştir. Niçlavya’nın sağ kıyısında, Mikhalkiv Ternopil köyünde, 1878 ve 1897 yıllarında iki ayrı altın gömüsü bulunmuştur. İncelemeler, bulguları M.Ö. 6. yüz yıla tarihlendirmekte. Yine de Rus ve Ukraynalı bilim insanlarının bir kısmı bu görüşe katılmamakta. Tarihsel açıdan bilindiği kadarıyla, İran’daki Stepion bölgesinde yaşayan Kimmer ve İskit toplumlarının, Kürt uygarlığı olan Medya İmparatorluğu’nun Babil’e karşı yaptığı savaşta Kürtleri desteklediği, yaşanan yenilginin ardındansa yaşadıkları bölgeyi terk etmek zorunda kaldıkları yönünde bilgiler içeriyor. Lydia yenilgisinden sonra, Kimmerler ve İskitler, yaşadıkları bölgelerden ayrılarak Kuzey Pontik Bölgesi’ne göçmek zorunda kaldılar. Yapılan barış anlaşması şartlarına göre, artık Anadolu’da onlara yer yoktu.
Bununla birlikte, Kürtlerin ve Kimmerlerin çoğunluğu günümüz Polonya topraklarındaki Podolya’ya yerleşti. Batı Podolya bölgesinin ve Kürt yerleşim yerlerinin yerleşim alanlarının kısmen uyumlu olması, bu alanların Kürtler tarafından işgal edildiğini, yani bölgedeki nüfusun bir kısmının önceki yerleşimlerde kaldığını düşündürüyor. Daha sonra Kürtlerin bu kısmı Orta Avrupa’ya taşınmıştı. Bu durum, iki halkın belli tarihsel dönemlerde aynı alanlarda, bir arada yaşadıklarını gösteriyor.
TARİHSEL KAYITLAR
M.Ö. 9. yüzyılda yazan Homeros, Kimmerlerin varlığını kayıt altına almıştı. Sonraki yıllardaki birçok klasik yazar da M.Ö. beşinci yüzyılda yazan Herodot dahil olmak üzere, onlardan bahsetmişti; ancak Kimmerlerin kökeni oldukça karmaşık bir konu. Kökenleri açısından, genellikle Kuzey Kafkasların Koban kültürüne ve daha sonra Ukrayna’nın ve Rusya’nın güneyindeki Çernogorovka ve Novoçerkassk kültürlerine bağlanırlar. Orta Doğu’daki yerleşmiş uygarlıkları, güçlü şehir devletlerini yenme yetenekleri ile M.Ö. dokuzuncu ve sekizinci yüzyıllardaki tarihi evrede isimlerini duyurdular. Tam anlamıyla yenilene dek yeni toprakları fethedip yağmaladılar.
Kimmerler, Anadolu’da ortaya çıkmadan önce herhangi bir yerdeki varlıkları pek bilinmese de genellikle Pontik-Hazar steplerinde (Karadeniz’in ve Hazar Denizi’nin step alanındaki topraklarda) yaşadıkları düşünülür.
Tarihsel kayıtlarında Herodot, Karadeniz’in kuzeyinde yaşadığını belirttiği halkların çok net bir perspektifini sunar ve ayrıca Kimmerleri Pontus steplerinde resmeder. M.Ö. 6. yüzyıldan sonra Göktürklerin gelişinden sonra, Türkî kabilelerin Pontik-Hazar bozkırlarına yayılmasıyla, “Kırım” isminin temelleri de atılmış oldu. Bu bölgenin Kimmer vatanının merkezi olup olmadığı şüpheli olsa bile, muhtemelen nüfuz alanları içinde kalıyordu.
Kimmerler, en azından bazı eski Yunan kaynaklarına dayanan Keltler ve Trakyalılar ile de bağlantılıdır. Veriler, Kimmerlerin Karadeniz’in batı sahillerinin büyük bir kesiminde Trakyalılarla ilişkiye girdikleri ve nihayetinde (son yenilgi ve parçalanmalarından sonra) birleştikleri yönündedir. Carl Ferdinand ve Friedrich Lehmann-Haupt, Kimmerlerin dilinin Trak ve İran arasında “eksik bir bağlantı” olabileceğini belirtirler. Dillerin her ikisi de Hint-Avrupa kökenliydi, bu nedenle diller arasında bazı temel benzerlikler vardı.
Antik Yunan kentlerini yıkıp yakan bu uygarlık, Anadolu’daki tüm krallıklar için küçük çaplı felaket görünümünde, yaklaşık iki yüz yıl boyunca büyük bir yıkım yaratmıştı. Kuzeydoğu Anadolu’da ve Hazar bölgesinde İskit akınları nedeniyle zayıflamalarının ardından, M.Ö. 6. yüzyılda Lydia Kralı Alyattes Kimmerleri büyük bir yenilgiye uğrattı. Bu büyük çöküşün ardından Kimmerler tarihteki yerlerini yitirdiler ve kendileri hakkındaki efsaneler ve hikayeler de sona ermiş oldu.
Kaynaklar:
http://www.livius.org/articles/people/cimmerians/
Cimmeria: Land of Mist and Myth
http://www.v-stetsyuk.name/en/Scythian/Cimmer.html
http://asiaminor.ehw.gForms/fLemmaBody.aspx?lemmaId=8885
http://britam.org/cimmerians-scythians.html
http://www.iranicaonline.org/articles/cimmerians-nomads
https://www.gazeteduvar.com.tdunya-forum/2018/01/28/dunya-forum-kimmerya-ozgur-gezgin-ve-barba
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.08.17 15:42 fgmer BÜTÇEYE GÖRE ALKOL REHBERİ

BÜTÇEYE GÖRE ALKOL REHBERİ Sigara içmeyin, içtirtmeyin arkadaşlar. Bağımlısı olacağınız şeyleri yapmayın. Ama alkol içebilirsiniz, abartmamak şartıyla. Hadi başlayalım.
VİSKİ Güzel bir viski, hemen hemen her zaman her kuruşuna değer. Bira gibi göbek yapmaz. Tadı güzeldir, kokusu hoştur. Çok hafif bir içki değildir, yani kolay sarhoş oluyorsanız çok içmeyin. Viskinin eksisi ise çok pahalı olması. Kaliteli viskiler genellikle çok para. Yani, eğer viski içecekseniz ve bütçeniz çok iyi değilse, nadiren ve gruplarla viski içmenizi öneririm. Şahsen benim favorimdir viski.
Jägermeister Bir Alman klasiği. 56 çeşit otuyla kendi kendine bir kokteyl olan Jägermeisterin her damlasında kalite var. Tadı baharatlı, ama hoştur. İçindeki 56 çeşit ot sayesinde sağlığa yararlı olduğu söylenir ancak her şeyde olduğu gibi fazlası gene zarardır, sonuçta içinde alkol var. Jägerin avantajlarından biri, kokteyller ile çok güzel olması. Şahsen ben sek daha çok severim her türlü içkiyi, ama bu benim kendi damak tadım. Dezavantajlarından biri ise gene bu rehberde çok duyacağınız bir cümle olan pahalı olması. Bütçenizi zorlamazsa deneyin derim. Ama hemen hemen her içkide olduğu gibi grupça içmek daha güzeldir.
Şarap Şarap, bilinen en eski içkilerden. Roma'da insanlar, ilaç niyetine şarap içerlerdi. Aristokrasi ve üst sınıfla özdeşleşmiş olan şarap, açıkçası Türkiye'de daha iyi günler gördü. Ülkemizde şarabın en büyük avantajı fiyatı. Yerli malı bazı şaraplarımız, 80 liraya 300'lük şarap satıyorlar! Bütçede sıkıntınız varsa, yerli malı şaraplarımızı öneririm ancak kaliteleri tartışmaya açık...
Bira Bira, su ve kahveden sonra en çok tüketilen içecek. Bunun en büyük sebeplerinden biri, fiyatı. Diğer alkollü içeceklere göre nispeten daha ucuz olan bira, bütçenizi yormadan içebileceğiniz bir içecektir. 10-20 lira arasına nispeten kaliteli bir bira alabilirsiniz. Özellikle sıcak günlerde buz gibi bir bira gibisi yoktur.
Vodka Ah, bir Doğu Avrupa klasiği. Kokteyllerle iyi giden vodka, bünyesi güçsüz olanlar için ağır bir içecektir. Kaliteli bir vodkanın fiyatı nispeten yüksek, bir viskiyle karşılaştırılabilir. Bütçeniz rahatsa almanızı öneririm. Şahsen ben vodkayı çok sevmem, ama bu benim tercihim.
Rom Hepiniz korsanlar ve onların içkiye olan sevgilerini duymuşsunuzdur. İşte o içki, rom. Karayiplerde üretilen orta-ağır arasında olan bir içkidir. Fiyatı ülkemizdeki içkilere göre orta, bütçenizi yaksa da bir viski kadar yakmaz. Kaliteli yetmişlik romu 150 liraya alabilirsiniz.
Cin Genellikle tonikle içilen, ucuz ve güzel bir içkidir. Ağzı kokutmadığı söylenir bu yüzden eğer içtiğinizi gizliyorsanız cin sizin için biçilmiş kaftan. Ancak %45 alkol oranıyla ağır bir içkidir. Kalitesine göre nispeten ucuz olan cin, bütçenizi orta şekilde etkiler.
Likör Jägermeister'in de likör olmasına karşın onun bende ayrı bir yeri vardır, o yüzden likör ayrı jäger ayrı. Likör, aromalı ve envari çeşidi olan bir içkidir. Muzludan tutun çikolatalıya kadar var. Ortalama bir fiyatı olan likör, arkadaşlarınızla shotlayınca zevkin doruğuna çıkarır.
Rakı Rakıyı yapmasam olmazdı. Şahsen ben rakıyı hiç sevmem. Bunda rakıyı birlikte içtiğim kişilerin etkisi olabilir mi bilmiyorum ama rakıyı bir türlü sevemedim. Nispeten ağır bir içki olan rakıyı sek içeni daha görmedim. Yerli rakılarımız dolayısıyla fiyat-kaliteli oranı iyi olan bu içki, bütçenizi rakınızın kalitesine göre yakabilir.
Rehber bu kadardı. Umarım yardımcı olmuşumdur. Unutmayın. Alkol dostunuz değildir. Sorumlu ve bilinçli için.
submitted by fgmer to kopyamakarna [link] [comments]


2020.08.12 09:50 NewsJungle KATAR'IN HIZBULLAH TERÖR HAREKETININ FINANSMANI IDDIA EDILMESİ ABD BIRLIKLERINI RISKE ATIYOR

Fox News tarafından incelenen yeni bir dosyaya göre, Katar'ın monarşisinin küresel terörist grup Hizbullah'a silah teslimatını finanse ettiği ve emirlikteki yaklaşık 10.000 ABD birlik istasyonunu tehlikeye attığı iddia ediliyor. Körfez eyaletinin Al Udeid askeri üssü, ABD Merkez Komutanlığının ileri karargahına ve ABD Hava Kuvvetleri filolarına ev sahipliği yapmaktadır. Özel bir güvenlik müteahhidi olan Jason G., görünen bir sokma operasyonunun bir parçası olarak Katar'ın silah tedarik işine girdi. Fox News'e Salı günü yaptığı açıklamada, "kraliyet ailesinin bir üyesinin" ABD ve AB tarafından belirlenen terörist örgüt Hizbullah'a Lübnan'daki askeri donanımın teslim edilmesine izin verdiği iddia edildi. Jason G. tarafından sağlanan ve Fox News tarafından doğrulanan bir dosya, Katar kraliyet ailesi üyesinin 2017'den bu yana yayılan bir terör finans planında oynadığı iddia edilen rolü belgeliyor. Lübnan Hizbullah örgütü, Tahran’ın İslam Devrim Muhafızları Birliği (IRGC) tarafından 1982 yılında Lübnan’da kurulan İranlı bir vekil Şii milis gücüdür. İran’ın finansmanına ve desteğine bağımlı olmaya devam etmektedir. Irak ve Lübnan'daki yüzlerce ABD askeri personelinin ölümlerinden sorumludur. Katar'ın Belçika ve NATO büyükelçisi Abdulrahman bin Muhammed Süleyman El-Khulaifi, Jason G.'nin Katar rejiminin Lübnan Şii örgütüne para ve silah sağlamadaki rolünü susturmak için 750.000 avro ödemeye çalıştığı bildirildi. Jason G. dedi ki Ocak 2019 Brüksel'deki el-Khulaifi ile yaptığı toplantıda, "Yahudiler bizim düşmanımızdır." Ne NATO ne de Belçika hükümeti, Fox News'un büyükelçinin iddia edilen olaydaki rolü hakkındaki sorularına yanıt vermedi. Katar misillemesinden korunmak için bir takma ad kullanan Jason G., amacının “Katar'ın aşırılık yanlılarına fon vermeyi durdurmak olduğunu” söyledi. “Kötü elmalar varilden çıkarılmalı ve [Katar] 'ın uluslararası toplumun bir parçası olması gerekiyor." Başkan Donald Trump 2017'de Katar'ın “terörizmin çok yüksek bir düzeyde fonu olduğunu” söyledi. Bir yıl sonra Trump, ülkenin yöneticisi Emir Tamim bin Hamad Al-Thani ile yaptığı toplantıda Katar'ın aşırılık yanlılarıyla savaştığını söyleyerek tersine döndü. The New York Times'a göre, emirliklerin ABD politikasını tersine çevirmedeki başarısı, o zamanlar “Katar ve ücretli lobicileri tarafından yoğun ve pahalı bir çabaya” bağlandı. Katar hakkında dünyadaki en ölümcül terörist hareketlerden birini finanse ettiği iddia edilen yeni açıklamalar, Körfez krallığının ABD ile terörle mücadele ortaklığından şüphe duyuyor Bu bağlamda, bir Arap İsrail eski parlamentosu olan Dr. Azmi Bishara'nın 2006'da İsrail'e karşı savaşında Hizbullah'a yardım etmekle suçlanan, Doha'da sığınma ve kraliyet himayesi (ve kovuşturmadan muafiyet) buldu. Fox News ile yapılan röportajlarda, önde gelen Avrupalı ​​politikacılar Katar'ın terör finansmanı ve Hizbullah'a destek verdiği iddiası üzerine hızlı bir baskı başlattılar. Avrupa'daki cihatçı ağları araştıran bir komisyona liderlik eden ve NATO'ya terör finansmanı hakkında bir rapor hazırlayan Fransız senatör Nathalie Goulet, “Katar ile ilgili bir Avrupa politikamız olmalı ve özellikle terörizmin finansmanı konusunda dikkatli olmalıyız. Belçika bu arada AB'den bir soruşturma istemeli ve tüm Katar banka hesaplarını dondurmalıdır. ” Müslüman Kardeşler'i ve onun tehlikeli Yahudi aleyhtarı ideolojisini destekleyen “Özellikle Katar veya Türkiye gibi ülkelerden terörizmin finansmanını önlemek için özel bir uyarı ve ihtiyatlı bir politika ile genel bir politika belirlememiz gerekiyor” dedi. Terör finansmanını izleyen İngiliz Parlamentosu'nun bir üyesi olan Ian Paisley Jr., Fox News'e Katar rejiminin “ana hatlarıyla çirkin olduğunu ve hem İngiltere hem de Belçika'daki hükümetin kararlı davranması gerektiğini” söyledi. Yetkili, "Bu iddialar özellikle büyükelçinin NATO büyükelçisi olduğu göz önüne alındığında çok ciddidir ve bu araştırılmalı ve uygun önlemler alınmalıdır." Dedi. "Hizbullah, İngiltere'de yasaklanmış bir terörist gruptur ve onlarla çalışmak hoş görülemez. Yarın İngiltere dışişleri sekreteriyle iletişime geçeceğim ve ondan bu iddiaları araştırmasını ve büyükelçiyi temsil etmesini isteyeceğim." ABD insan hakları örgütü Simon Wiesenthal Center'ın baş Nazi avcısı Dr. Efraim Zuroff, Katar’ın Hizbullah teröristlerini finanse etmekte olduğu iddia edilen rolünün "ilgili kişilere karşı derhal harekete geçilmesini ve Katar büyükelçisinin derhal sınır dışı edilmesini gerektirdiğini" söyledi. Dosyaya göre, iki Katarlı hayır kurumu Beyrut'taki Hizbullah'a "gıda ve ilaç kisvesi altında" nakit para sağladı. Kurucuları Şeyh Bayram Bin Muhammed El Thani Yardım Derneği ve Her şeyden önce Eğitim Vakfı olarak adlandırdı. Çeşitli istihbarat servisleri için çalışan Jason G., Fox News'e dosyasının en iyi Alman istihbarat yetkilileri tarafından ilgili ve otantik olarak görüldüğünü doğruladı. Alman haftalık Die Zeit geçtiğimiz ay Jason G.’nin dosyasının 10 milyon avroya kadar getirebileceğini bildirdi. Katar'ın finans ve yardım sistemleri, diğer iddia edilen terör finansmanı programlarında da yer alıyor. Washington Free Beacon, Haziran ayında New York'ta açılan bir davanın Katar Charity (eski adıyla Katar Hayır Kurumu) ve Katar Ulusal Bankası dahil Katar kurumlarının Filistin terör örgütlerini finanse ettiğini iddia etti. Davada davacılar arasında 2016 yılında Filistin Sünni terör örgütü Hamas tarafından öldürülen bir Amerikan askeri gazisi olan Taylor Force ailesi yer aldı. Davada, "Katar, hükmettiği ve kontrol ettiği birkaç kurumu, sahte hayır bağışları kisvesi altında Hamas ve PIJ'ye [Filistin İslami Cihad] aktaran ABD dolarını (Orta Doğu terörist ağlarının seçilen para birimi) birlikte seçti" denildi. 2014 yılında Almanya Kalkınma Bakanı Gerd Müller Katar'ı İslam Devleti teröristlerini finanse etmekle suçladı. Bakan, Alman kamu yayıncısı ZDF'ye verdiği demeçte, "Bu tür bir çatışmanın, bu tür bir krizin her zaman bir tarihi vardır. ... DAEŞ birlikleri, silahlar - bazıları Iraklı kayıp oğullar." “Kimin silahlandığını, DAEŞ birliklerini kimin finanse ettiğini sormalısınız. Orada anahtar kelime Katar - ve bu insanlarla ve devletlerle politik olarak nasıl başa çıkacağız ”dedi. Doha'daki Katar hükümetine ve onun Berlin ve Washington'daki büyükelçiliklerine Fox News medyasından gelen çok sayıda talep cevapsız kaldı. Emirlik'in Alman başkentindeki büyükelçiliğinden bir yetkili, geçen ay Berlin G Zeitung gazetesine Jason G’nin iddialarıyla bağlantılı olarak şunları söyledi: “Katar, Ortadoğu'daki terörizm ve aşırıcılıkla mücadele konusunda uluslararası çabalarda merkezi bir rol oynuyor. "Terörün özel şahıslar tarafından finanse edilmesini önlemek ve izlemek için katı yasalarımız var. Yasadışı faaliyetlere katıldığı tespit edilen herkes, kanunun sonuna kadar yargılanıyor ve cezalandırılıyor ”dedi. ABD Dışişleri Bakanlığı Fox News'a verdiği demeçte, "Katar ABD'nin bölgedeki en yakın askeri müttefiklerinden biri. ABD-Katar askeri ve güvenlik işbirliği bölgeyi daha güvenli ve istikrarlı hale getiriyor. terörle mücadele hava saldırısı operasyonlarımız Al-Udeid Hava Üssü'nden geliyor. "
Paylaş
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2020.08.11 08:16 ThouShaltNotBelieve Türk düşmanlığı sadece internetten ibaret değil

(A)vrupa'da doğdum, ben çocukken Katolik bir ilk okula gittim. Ailem müslüman ama yakınımızdakı okulların sözde en iyisi olan okul bir Katolik okuluydu. Çevreye yeni taşınmıştık, daha önce 8/9 yaşına kadar devlet okula gitmiştim. Burda 4 yaşında okula başlıyor çocuklar, ilk üç yıl sosyalaşmayı öğreniyor vs. Yaşadığımız yer oldukça küçük bir şehirdi.
O okulda günlük ırkçılık ve dışlama gördüm. Çocuklar çok vicdansız olabiliyor. Annemlere yalvardım beni devlet okuluna yazdırın orda daha fazla yabancı var vs diye ama beni ciddi almadılar.
Neyse, 9/10 yaşlarindayım ve ailemden hep "öğretmenler bir ana/baba yarısıdır, herşeyin iyisini bilir' diye öğrendim ve öğretmenlerime cok büyük bir saygım vardı. Kendimce (çocuk olmama rağmen) dedim ki, kendi yaşımdakiler böyle davrana bilir ama büyükler böyle değil. Helede öğretmenler vs. onlar herşeyi biliyor vs diye inanıyordum
Bir gün jimnastik dersinde, (9 / 10 yaşındayım), dersi hava sıcak olduğundan okulun yakınlarındakı bir parkta yapacaktık. Yeşillik bir alana hepimiz sıra olarak oturduk. Ben ön sırada en sol tarafta oturuyordum ve sağ tarafımda uzun bir Hollandalı kız oturuyordu. O zamanlar böcek fobim vardı ve büyük böceklerden korkardım. Kızın kolunda koş koca, hamamböceğine benzer bir böcek vardı.
Bende kıza "kolunda böcek var" dedim, kız böceği gördüğünde bağırarak yerinden fırladı ve eliyle böceği kolundan vurdu, böçekte az kalsın benim ustume düştü. Sonra bütün çocuklar (çocuk aklı işte), bağrımaya ve yerinden koşmaya başladı.
Öğretmen yüksek sesle derhal yerinize oturun diye bağırdı. Hemen ilk ben yerime oturdum. Öğretmen geldi, beni kolumdan tutup yerden çekti ve kaldırdı. Kolumu çok sıkı tutuyordu ve çok feci açıyordu. En yakındaki büyük bir ağaca kadar sürükleyip, beni o ağaca yitti, kolunun ön kısmını boğazıma dayadı ve basarak boğazımı sıktı. Az daha nefes alamıyordum.
Sonra yavaş yavaş daha fazla bastırarak "neden bağırdın lan sen?" dedi. Bende "öğretmenim, kızın kolunda iğrenç bir böcek gördüm ve...." Diye kendimi zorlanarak (nefes bile alamıyordum) açıklamaya çalışırken, birden boğazımı bıraktı. Bana, benden iğreniyormus gibi baktı. Kolumdan çekip sınıfın önüne koydu sonra diğer koluyla sınıfa işaret etti
”sen o böcekten nasıl iğreniyorsan, bizlerde senden iğreniyoruz, hatta sen böcekten çok daha iğrençsin" dedi.
Bu olayı aradan 20 yıl geçmesine rağmen daha dün olmuş gibi hatırlıyorum. O gün büyüklerin ve öğretmenlerin çocuklardan hiç bir farkı olmadığını öğrendim..
O günden sonra kendimi kimseye ezdirmemeye karar verdim. Iki üç gün sonra benimle alay eden ve benden bir iki sınıf yükseğe giden bir çocuğun burnunu kırdım, herkesin önünde dövdüm. Orta okul, lise zamanlarimda herkes benden korkar bana (veya küçük kardeşime) sataşmazdı, ters bakanı herkesin önünde dövüp örnek yapardim. bana olmasa bile diğer yabancı (helede Türk) çocuklarına laf atanları vs doverdım. O zamanlar oturduğum şehirde (benim.yaşımdaki) herkes tanır, kimse kolay kolay sataşmazdı.
23/25 yaşlarına kadar çok agresif kaldım ve son bir kaç yıldır yumuşadım. Tabi bu ırkçılığı durdurmadi. Nereye gitsem ırkçı bir muamele gördüm. Markette, okulda, üniversitede, sokakta, staj ararken, iş ararken vs. kendilerinden daha beyaz tenli ve yeşil gözlü olmama rağmen, kitap okumayı sevdiğimden kendilerinden daha iyi Hollandaca konuşup kültürlerini, tarihlerini onlardan iyi bilmeme rağmen her zaman bir yabancı olarak görüldüm. Artık 90/2000ler kadar kotu değil ama ben ve Hollandalı bir arkadaşım aynı yere staj veya iş başvurusu yapsak 10 seferden 9unda bana "şuanda hiç kimse aramıyoruz" diye cevap gelir arkadaşı konuşmaya çağırırlar.
Burda "batıda ırkçılık yok pis gurbetçi çomarlar bunu uydurdu, onlar olmasa batı bizi sever" vs diyenler yüzden çok zoruma gidiyor. Hayatında mahellesinden çıkmamış cahiller Avrupa'yı hayatı boyunca orda yaşamış insanlardan daha iyi tanıdığını sanıyor..
Daha çok böyle hikayelerim var ama kendimi magdur gibi hissetmek ve portre etmekten hoşlanmıyorum..
Hayatımda ilk kez, Türkiye'ye öğrenci olarak gelip yaşadığımda evde hissettim yakında batıda doğup burda üniversite okumuş bir çok Türk genci gibi Türkiye'ye temelli taşınıcağım.
Neyse, benim demek istediğim bu gördüğünüz Türk düşmanlığı sadece internetten ibaret değil.
submitted by ThouShaltNotBelieve to kopyamakarna [link] [comments]


2020.08.04 09:07 NutsForProfitCompany Kemalist olmak ne kadar zormuş?

Avrupa bizi sevmez, bizde Orta doğu'yu sevmeyiz. Dost diyecek kimsemiz yok hem içten hem dışdan. İçimize bakarsan, hem Islamcılar (AKP, FETÖ) hem de bölücüler (PKK) bizden nefret eder. Dışarda Ermeni, Yunan, Kürt lobileri hep bize karşı be Batılılar bunları destekliyor. Vay bizim halimize.
submitted by NutsForProfitCompany to Turkey [link] [comments]


2020.07.29 15:08 griljedi GRRM - 2008 Söyleşileri

- GRRM, 5. kitap için “Anti-Kahramanlar” konulu panelde, Jon’un yakında, geçmişte gördüğümüzden daha gri bir karakter haline geleceği yorumunu yaptı (Gilly’i ölümle tehdit etmesi gibi ufak tefek noktaları kast ettiği aşikar ve ölümüyle beraber sonraki kitaplarda daha karanlık, gri bir karakter haline geleceğinin imasını da yapmıştı).
- Valyria çelikleri her zaman pahalıydı ama “kıyamet” sonrası daha pahalı hale geldi. Silah yapımı dışında (çatal vb.) birkaç öğenin yapımında da kullanıldığı olmuştur.
- Daena, bir Targaryen kraliçesinin asla kendi başına yönetemeyeceğini belirleyen Ejderhaların Dansı olmasaydı nasıl kraliçe olabileceği hakkında şikayet ederek Daemon Blackfyre’ın isyanına öncülük etti mi?
Kesinlikle mümkün ama Aegon'un Blackfyre'ı piç oğluna halkın önünde armağan etmesi yüzünden belki de onun kral olması gerektiği konusunda yaygın şekilde konuşulmaya başlandı.
- Fetih’ten bu yana savaşlar ve isyanlar dışında hiçbir büyük hanenin yok edilmemesi garip değil mi?
Seri daha bitmedi (aha, en az bir haneye güle güle diyeceğiz sanırım).
- Cyvasse, herhangi bir belirli oyundan mı esinlenildi?
Biraz satranç, biraz blitzkrieg, biraz strateji. İyice karıştırın ve hayal gücü ekleyin(Blitzkrieg: Almanların temel saldırı doktirini; hızlı ve ani saldırılarla düşmanın düzenli bir savunma kurmasını engelleyip, yok etmek).
- "Zihninizin kulağında," Westeros'un farklı bölgelerindeki aksanları gerçek hayattan aksanlarla eşleştiriyor musunuz yoksa Dornelu ağır konuşma gibi detaylar öncelikle arka plan rengi midir?
Evet, Westeros'un bölgesel aksanları var. Onları fonetik yazım hatalarıyla tasvir etmeye çalışma fikriyle biraz oynadım ve aslında biraz daha az eğitimli karakterlerle biraz yapıyorum ama bu şekilde delilik oluyor. Aksanları sözdizimi ve sloganlarla telkin etmeye çalışıyorum(Demek Dorne dışında da aksanlı konuşuluyormuş, pek fark etmedim, belki ana dilinde okumadığımızdan).
- GRRM, Davos Seaworth'un Annenin dualarına cevap verdiğini gerçekten duyup mu yoksa bir sanrı mıydı? Belirsiz olmasını mı istediniz?
Öyleydi. Bu yüzden soruyu cevaplamayacağım. Okurlarım kendi sonuçlarına varmakta özgürdürler.
- Okuyucularının hikayeye çok katılmasını mı tercih ediyorsunuz yoksa sadece harika hikayeler olarak okumalı mı ve onlar hakkında fazla düşünmemeli mi?
Bence her yazar, eserinin dikkatle okunmasını takdir ediyor. Ne de olsa yıllarca bu kitaplar üzerinde çalışıyoruz. Sonra ortaya çıkıyorlar ve okuyucular günlerce hatta saatler içinde onları yuruyor. Bu, bir anlamda çok sevindirici ama aynı zamanda tüm incelikli notları ve küçük kurnazlıkları ve zekice imaları ve ironileri ve cümle dönüşlerini çok uzun süre terlediğimiz duygularını kaçırdıklarını düşünürsek sinir bozucu olabilir. Tekrar okumaya dayanacak kitaplar yazmaya çalışıyorum, böylece her okuduğunuzda takdir etmek için daha fazlasını bulacaksınız ... ve bu nedenle okuyucular bana kitapları yeniden okuduklarını söylediklerinde çok heyecanlanıyorum(Her defasında zevkle okuyoruz, tontiş ama sen de bitir artık şu kitapları ki biz de heyecanlı olalım!).
- Ulukurtların bölümlerini yazmak nasıl bir şey?
Gerçekten imkansız. Taslaklara bakıp "bir kurt bu kelimeyi bilemezdi" diyordum. Tabii ki bir kurt gerçekten HERHANGİ bir kelime bilemez ama herhangi bir kelime olmadan yazmak zordur. Tek yapabileceğim bu bölümleri tatlandırmak, kurdun dünyayı bir insanınkinden çok farklı algıladığını telkin ediyorum ... ama her zaman çok ileri gidip gitmediğimi veya yeteri kadar ileri gidip gitmediğimi merak ediyorum.
- Serçeparmak, Gauis’dan mı esinlenildi?
Kesinlikle hayır. Gaius Caligula deliydi ama Petyr Baelish olabildiğince aklı başında. Caligula göz alıcıydı ve dikkatleri kendine çekerdi. Serçeparmak daha zekice davranır.
- Tyrion neden bu kadar harika ve yazılmasına ilham veren şey neydi?
Çok çeşitli kaynaklardan ilham alınmıştır. Ben dahil. Ben daha uzunum.
- Favori karakter sorusuna “Tyrion. Arya da yazmak eğlencelidir.” cevabını verdi (klişe soruları sormayın, kaç kere aynı şeyi demek zorunda?).
- Ormanın çocukları elfler gibi mi ve yanlarında başka ırklar var mı?
Hayır, elf gibi değil. Onlar, çocuk gibi işte. Westeros'un da devleri var, bu yüzden dünyamda başka ırklar var ama elf yok.
- Serinin sonunda dünyanın tam bir haritası olacak mı?
Tüm dünya? Hayır kesinlikle olmaz. Orta çağların hiçbir Avrupa haritası muhtemelen Amerika veya Avustralya'yı içeremezdi ve Çin ve Hindistan hakkındaki fikirleri bile ... ah, yanlıştı.
Eylemin gerçekleştiği bölgeler, karakterlerin hareket ettiği yerler? Evet.
- Çok eşli evlilikler Westeros'ta, özellikle Targaryenler söz konusu olduğunda, bugün kabul edilebilir mi?
Bazı büyük ateş soluyan ejderhalarınız varsa, insanların normalde sorun yaşayabilecekleri birçok şeyi kabul etmelerini sağlayabilirsiniz.
- Cersei’ye bir POV vermenin arkasındaki niyet onu daha sempatik yapmak mı ya da yapmamak mı?
Karakterlerimin "sevimli" veya "sempatik" olup olmadığı konusunda endişelenmiyorum. Benim ilgilendiğim şey onları gerçek ve insan yapmaya çalışmak. Eğer tamamen üç boyutlu bir karakter yaratabilirsem, okurlarımdan bazıları onu sevecek ya da sevmeyecek ve bu benim için sorun değil. Sonuçta, gerçek insanlar gerçek dünyadaki gerçek insanlara böyle tepki verir. Politikacılar ve film yıldızları hakkındaki görüşlere bakın. HERKES belirli bir karakteri seviyorsa veya ondan nefret ediyorsa, muhtemelen kartondan yapılmış olduğu anlamına gelir. Bu yüzden okuyucularımın kimleri sevdiklerine, hayran kaldıkları, nefret ettikleri, acıma, sempati duydukları, vb. Karar vermelerine izin vereceğim. Sansa, Cat, Jaime ve Theon gibi karakterlerin herkeste farklı duygular yaratması/intiba yaratması bu işi doğru yaptığımı gösteriyor demek.
- İnanç Militanları, haçlılardan mı esinlen me?
Genel hatlarıyla da olsa evet.
- Sandor ve Sansa buluşacak mı?
Neden? Tazı öldü ve Sansa da ölü olabilir. Sadece Aleyna Taş var.
- Seride Arya’nın rolü ne olacak?
Yorum yok.
- Ashhai, Yi Ti gibi doğu bölgelerinde bir POV görecek miyiz?
Bazıları belki. Fantasyland’ın Kaba Kılavuzu’nda – bu arada şişme bir kitaptır- ortaya konan bir kurama göre, sonunda her karakterin haritada gösterilen bölgeyi ziyaret etmesi gerektiğini desteklemiyorum.
- Jon ve Dany ileride buluşacak mı?
Okumaya devam edin.
- Oberyn Martell, İsyan sırasında neredeydi?
İyi soru. Hazırlıksızım, cevabı hatırlamıyorum. Belki Dorne'de, belki de bir kiralık birlikte dar denizde. Emin olmak için notlarımı kontrol etmeliyim.
- Hiç Winterfell'in iktidarında bir hanım veya Kış Kraliçesi oldu mu?]
Hayır. Her ne kadar bir gün Winterfell'e seyahat ettikleri ve Dişi Kurtlar ile tanıştıkları Dunk & Egg hikayesini yazmayı umsam da.
- Soylu leydiler, konuklara hizmet etmek, peynir yapmak gibi birçok pratik şey için eğitiliyor mu?
Sansa sadece genç bir leydiden daha fazlası. O sadece bir soylu değil, Westeros'un en güçlü soylularından birinin kızı. Büyük haneler küçük hanelerin üstünde olduğu gibi, küçük haneler de halkın çok üzerindedir.
Peynir yapmaz, hayır ama Arya eğlenceli olacağını düşünebilir.
- Eğer Kargaların Ziyafeti ikiye bölünmeseydi, kimin açılış POV’u kalacaktı (Varamyr, Pate)?
Pate.
- Mace Tyrell ve Dikenler Kraliçesi, Loras’ın cinsel tercihinin farkında mı?
Evet.
- Dul’un Feryadı şu an nerede?
Hala Kızıl Kale’de, Tommen’ın onu kullanabileceği yaşa gelmesini bekliyor(Daha çok bekler).
- LF’nin Bran’ın öldürülmesi meselesinde Joff’un üstünde bir etkisi var mıydı?
Littlefinger, Joff üzerinde belirli bir gizli etkiye sahipti ... ama Winterfell'de değildi, bunun hatırlanması gerekiyor.
- Arya, Tazı’yı istemediği için mi yoksa acı çekmesi için mi öldürmedi?
Evet. (Ulan insan iki soru değil, belirli tek bir soru sorar, hangisine evet dedi şimdi?)
- Çok eşlilik hakkında bir soru üzerine... Zalim Maegor'un birden fazla karısı var, bu yüzden emsal vardı. Bununla birlikte, Targaryen krallarının düzeninin etki kapsamının genişliği, İnanca ve diğer lordların görüşlerine karşı artık ejderhaları olmadığından, belirgin bir şekilde azaldı(kısaca ejderha olmadığı için Targaryenler istedikleri şeyi yapma konusunda eskisi kadar rahat değilmiş). Bir ejderhanız varsa, istediğiniz kadar eşiniz olabilir ve insanların itiraz etme olasılığı daha düşüktür.
- Doran neden Renly’nin davasına destek vermedi?
Doran, ister cvasse ister taht oyunları olsun, kazanmak için oynar. Muhtemelen Renly'yi kazanan olarak görmedi. Dorne ve Highgarden arasındaki düşmanlık da bir rol oynadı, eminim.
- Chataya'nın ziyaretlerini gizlemek için gizli tünelini yapan El Tywin miydi?
İlginç bir kuram(yeme bizi GRRM :D ).
- Pycelle neden Lannisterlara bu kadar sadık?
Kesinlikle daha açığa vurulmamış bir arka plan var ama Pycelle'e sorarsanız, Diyar’ın yararına olacak şekilde hareket ettiğine ısrar ediyordu(Yoksa o bir Lannister piçi mi? :D ).
- Melisandre neden Stannis’in AA olduğuna inanıyor? Onu aramış mıydı yoksa Selys mi getirdi?
Ejderhaların Dansı’nda fazlasını öğreneceksiniz (çok bir şey gördük denemez).
- Maegor’un ölümü... kim ve neden?
Fazlası açığa çıkacak... bir yerde veya başka bir yerde.
- Kargaların Ziyafeti'nin isimlerden ziyade betimleyici başlıklarla başlamasının bir nedeni var mı?
Evet.
- Arya neden Kargaların Ziyafeti'nde Lord Snow'a yapılan referansı tanımadı?
Bunu düşünmeyi okuyucularıma bırakacağım.
- Benjen neden NW’ye katıldı?
Güzel soru, bir gün cevabı alacaksınız ama bugün değil.
- Rhaegar’ın cesedine ne oldu?
Targaryen geleneğine göre yakıldı.
- Sansa'nın hikayesi ile "The Bear and Maiden Fair" şarkısı arasında herhangi bir bağlantı var mı?
Y
Görmemiz gerekecek.
- Asshai’yi görecek miyiz?
Hiç değilse sadece flashback ve anılarda (hmm o zaman Dany’nin Asshai olayı yalan mı oldu? Anı vs. ise bu olsa olsa Melisandre’nin olur).
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.07.23 20:10 chernobly38 174Betebet Yeni Giriş -174Betebet Giriş-174Betebet.com


!!!174Betebet Giriş Tıkla!!! !!!174Betebet Giriş Tıkla!!!

Betebet sitesi TİB tarafından bugün engellendi. Betebet bugünden itibaren 174Betebet, 174 Betebet ve www.174Betebet.com olarak hizmet vermeye devam edecek.2013 Yılında Avrupa ve Türkiye’de faaliyet göstermeye başlayan Betebet Online bahis şirketi, Günümüzde on binlerce oyuncu sayısına ulaşarak kaliteli ve güvenilir bahis siteleri içinde yerini almıştır.Online bahis sektöründe 5 yıl boyunca bahisçilere hizmet veren şirket, birçok farklı oyun ve bahis seçenekleri ile kaliteli ve kazançlı bahisler yapmanıza olanak sağlamaktadır.2013 yılında Avrupa merkezli kurulan şirket, kısa zamanda Türkiye,Orta doğu,Asya,Amerika,Güney Amerika ve Afrika’da faaliyet göstermeye başlamış, uluslararası bahis şirketleri arasında yerini almıştır.Sadece Türkiye’de 12,000 Aktif müşterisi bulunan site hızla büyümeye devam etme ve müşterilerine sunmuş olduğu kaliteli hizmetleri ve bahis seçeneklerini’de arttırmaktadır.Güvenilir ve sorunsuz Online Bahis şirketi arayan Bahisçiler için listenin ilk sırasında yerini almıştır.betebet Online Bahis Şirketi, piyasada bulunan yüzlerce vasat ve kalitesiz bahis siteleri ile kesinlikle bir tutulmamalıdır.5 yıllık deneyim ve uluslararası faaliyetlerine bakıldığında, zaten güvenilirli
submitted by chernobly38 to u/chernobly38 [link] [comments]


2020.07.23 20:09 chernobly38 173Betebet Yeni Giriş -173Betebet Giriş-173Betebet.com

!!!173Betebet Giriş Tıkla!!! !!!173Betebet Giriş Tıkla!!!
Betebet sitesi TİB tarafından bugün engellendi. Betebet bugünden itibaren 173Betebet, 173 Betebet ve www.173Betebet.com olarak hizmet vermeye devam edecek.2013 Yılında Avrupa ve Türkiye’de faaliyet göstermeye başlayan Betebet Online bahis şirketi, Günümüzde on binlerce oyuncu sayısına ulaşarak kaliteli ve güvenilir bahis siteleri içinde yerini almıştır.Online bahis sektöründe 5 yıl boyunca bahisçilere hizmet veren şirket, birçok farklı oyun ve bahis seçenekleri ile kaliteli ve kazançlı bahisler yapmanıza olanak sağlamaktadır.2013 yılında Avrupa merkezli kurulan şirket, kısa zamanda Türkiye,Orta doğu,Asya,Amerika,Güney Amerika ve Afrika’da faaliyet göstermeye başlamış, uluslararası bahis şirketleri arasında yerini almıştır.Sadece Türkiye’de 12,000 Aktif müşterisi bulunan site hızla büyümeye devam etme ve müşterilerine sunmuş olduğu kaliteli hizmetleri ve bahis seçeneklerini’de arttırmaktadır.Güvenilir ve sorunsuz Online Bahis şirketi arayan Bahisçiler için listenin ilk sırasında yerini almıştır.betebet Online Bahis Şirketi, piyasada bulunan yüzlerce vasat ve kalitesiz bahis siteleri ile kesinlikle bir tutulmamalıdır.5 yıllık deneyim ve uluslararası faaliyetlerine bakıldığında, zaten güvenilirliğini kanıtlamış durumdadır.Betebet şirketi hem kazanmaya hemde kazandırmaya devam ediyor.
submitted by chernobly38 to u/chernobly38 [link] [comments]


2020.07.23 20:08 chernobly38 172Betebet Yeni Giriş -172Betebet Giriş-172Betebet.com

!!!172Betebet Giriş Tıkla!!! !!!172Betebet Giriş Tıkla!!!

Betebet sitesi TİB tarafından bugün engellendi. Betebet bugünden itibaren 172Betebet, 172 Betebet ve www.172Betebet.com olarak hizmet vermeye devam edecek.2013 Yılında Avrupa ve Türkiye’de faaliyet göstermeye başlayan Betebet Online bahis şirketi, Günümüzde on binlerce oyuncu sayısına ulaşarak kaliteli ve güvenilir bahis siteleri içinde yerini almıştır.Online bahis sektöründe 5 yıl boyunca bahisçilere hizmet veren şirket, birçok farklı oyun ve bahis seçenekleri ile kaliteli ve kazançlı bahisler yapmanıza olanak sağlamaktadır.2013 yılında Avrupa merkezli kurulan şirket, kısa zamanda Türkiye,Orta doğu,Asya,Amerika,Güney Amerika ve Afrika’da faaliyet göstermeye başlamış, uluslararası bahis şirketleri arasında yerini almıştır.Sadece Türkiye’de 12,000 Aktif müşterisi bulunan site hızla büyümeye devam etme ve müşterilerine sunmuş olduğu kaliteli hizmetleri ve bahis seçeneklerini’de arttırmaktadır.Güvenilir ve sorunsuz Online Bahis şirketi arayan Bahisçiler için listenin ilk sırasında yerini almıştır.betebet Online Bahis Şirketi, piyasada bulunan yüzlerce vasat ve kalitesiz bahis siteleri ile kesinlikle bir tutulmamalıdır.5 yıllık deneyim ve uluslararası faaliyetlerine bakıldığında, zaten güvenilirliğini kanıtlamış durumdadır.Betebet şirketi hem kazanmaya hemde kazandırmaya devam ediyor.
submitted by chernobly38 to u/chernobly38 [link] [comments]


2020.07.09 12:19 Baphomet-exe Satanistler kedi keser mi? sude andaş olayı nedir?

Esenlikler dostlarım, geçtiğimiz günlerde bu konu hakkında bazı postlar gördüm ve o postlarda açıkladım fakat kendim özel bir post atmamın daha sağlıklı olacağını düşündüm. Konumuza dönecek olursam;
Arkadaşlar belirtmek isterim ki bu ilgi isteyen aptal ergen satanist değil, iblistapar. Ailesinden göremediği ilgiyi internette arayan insan kalıbına sokamadığım rezil bir canlı. Peki bahsettiğim iblistaparlık nedir? Ve satanizmden farkı nedir?
İblistaparlar semavi dinlerdeki kötülüğün kaynağı olan şeytana taparlar, ve bu konuda semavi dinlerin kitaplarına katılırlar, yani bizden çok semavi dinlere yakındırlar aslında, tek yaptıkları sapık sadistliklerini efendi şeytanın adı altında yaşamaya çalışıp satanizmin adını kirletmek, satanist olmayan insanlar bu grubu çok kişi zannediyor fakat bir elin parmaklarını geçmez sayıları, satanizme oranla %0,5 inden az bir kısmı oluştururlar, ilk iblistapar faaliyetleri orta çağın sonu ile yeni çağın başına denk gelir, aforoz edilen tapınak şovalyeleri tanrıdan da kiliseden de nefret etmeye başlamışlardır, bu yüzden kötülük yaparak tanrıdan uzaklaşıp şeytana yaklaşmak istemişlerdir, ama bu yaptıklarının bir dayanağı yok, mantıkları “hmm kitapta şeytan kötü diyor o zaman kötüdür, ben de hawalı olmak için satanistim diyip kedi kesmeliyim” hayvanlar ve tabiat, bütün canlılar bizde kutsaldır. Günümüzde medya bu grubu kullanarak insanları satanizmden korkuttuğu için insanlar böyle sanıyor, keşke halkımız duyduklarına değil araştırdıklarına inansa, insanlarımız araştırmaktan bile korkar oldu ne yazık ki. Efendi şöyle der;
  1. Kurban istemez benim ibadetim; ki çok ender zamanlarda bir iki tanesi müstesna. Sizin kurbanınız, kendinizi anlamaktır ve teninizi yaşamaktır ve diğerlerinin ihtirasına da saygı göstermektir. Ama kurban vermeniz gerekirse o müstesna zamanlarda, asla ve asla öldürmek için öldürmeyin! Yiyemeyeceğiniz hayvanı öldürmeyin.
  2. Benim ihtiyacım yok kurbanlarınıza, ama onun faydası sizedir. Et olarak da, ruh olarak da. Ben, çöle gömülecek olan milyonlarca kurbanı kesmenizi emreden ve de buna ihtiyaç duyan, Sahte Tanrı değilim! Kan sarhoşluğu içinde ve tatmin edilmemiş şehvevi zevklerin tatmini ile öldürülür o kurbanlar ve cennet umulur bunun için. Ne kadar riyakarca!
  3. Her sembol benimdir ve her hayvan benimdir. Severim bütün hayvanları çünkü onlar kirletilemezler kötü tanrı tarafından. Kurban istemem ibadetinizde; ama bazı özel zaman ve durumlar da olabilir bunun için. O zaman, asla ama asla yiyemeyeceğiniz veya yenmesi alışılmış olmayan bir hayvanı kurban etmeyin bana! Ziyan da etmeyin etini.
  4. Dünyanın değişik yerlerinde, benim yolumu bulmak isteyenler zaman zaman kanlı törenler yaparlar. İnsan da öldürülür benim adıma. Ama ben istemem aslında bunu. Ben, ölümün ve dehşetin tanrısı değilim ve sadece kötülüğün tanrısı ister insan kurbanını. Eski törenler ve usuller hükmünü kaybetmiştir artık. Her şey çağa uymalıdır daima.
  5. Yine de kızmam veya kınamam, bana yakın olmak için yapılanları. Bazı takipçilerim uzak ülkelerdeki, öldürürler dışarıdakileri. Bazıları da sadisttir açıkça; ama bu benim öğretimin değerini düşürmez. Arabın dininde din adına öldürülmez mi insanlar. Arabın dininde veya Kilisenin ya da Yahudinin dininde hiç mi sapık veya sadist veya katil yoktur. O zaman genelleme yapılmaz da, neden benim bir takipçim bunu yaptı mı, kötülük sembolü olarak bütün takipçilerim karalanıyor. Ama yine de kızmam ben kanlı ayinler yapanlara; çünkü bu da yapılır bana yakın olmak için. Ama şimdi söylüyorum işte. Çok özel durum olmadıkça yapmasın böyle şeyler seçkinlerim ve sevenlerim.
  6. Ama varsa bir kininiz ve sadistseniz ve zevk alırsanız böyle şeylerden, onu kendiniz için yapın; ben aldırmam istenenin yapılmasına; ama asla! benim adıma yaptığınızı söyleyerek ve düşünerek ve beni bahane ederek ve benden vahiy aldığınızı iddia ederek, yapmayın özel zevkinizi. Asla karalamayın bütün takipçilerimin toplumunu! Lanet olsun bundan sonra bunu yapana! Lanet olsun insanların benden ve benim doğru yoluma girmekten korkmasına sebep olana; ister benden olsun, ister dışardan! Ama bilmeyerek, yapmış olanlar teveccühümü kazanmak için ya da bu öğretim henüz eline geçmediği için bilmeyerek yapmaya devam edenler, dünyanın herhangi bir yerinde suçlu görülmezler hiçbir zaman.
  7. Hayvanların da hepsi benimdir. Her hayvanı severim aslında. Onlar, tabiatın masum çocuklarıdır daima. Kötü tanrının ve kötülüğün tanrısının ve kanlı tanrının ve kölelerin tanrısının dinlerine tapanlar değil midir, hayvanların neslini kurutan ve yuvalarını iki kuruşluk menfaat uğruna dağıtan?
  8. Her hayvan kutsaldır bana; ama bazı hayvanlar bana atfedildikleri için daha kutsal gelir gözüme. İnsanların bana yakıştırdığı hayvanlardır bunlar. Keçi kutsaldır bana; çünkü yüzyıllardır insanlar benimle özleştirdiler onu bir çok ülkede. Piramitlerin ülkesinde ve binyıllar önce Eşek benim hayvanım sayıldı. Bu yüzden de kutsaldır bana. Ve gene aynı ülkede çakal ve sırtlan benim hayvanım sayıldılar. Ve çölün hayvanları yılan ve akrep bana ithaf edildiler, Seth ismimle tanınırken. Ve hipopotam benim sayıldı ve timsah. Bu yüzden kutsaldır bana bu hayvanlar.
  9. Yüzyıllarca Avrupa kıtasında ve değişik yerlerde kedi, benim sayıldı. Daima kara büyü ve şeytan tapınımıyla birleştirildi. Engizisyon yakmadı mı bir çok ihtiyarı ve kadını, sadece kedisi var diye. Kediyi büyü sembolü saydılar ve benim sembolüm olarak gördüler; hele rengi siyahsa şeytanın kendisi olarak nitelendirdiler. Bu yüzden de kutsaldır o hayvan benim için.
  10. Kim ki, zarar verir veya acı çektirir veya gereksiz yere öldürürse bu hayvanları, lanet olsun ona! Kim, bu hayvanları bana kurban olarak ve takdime olarak görürse, binlerce defa lanet olsun ona! Ama yaşamak için etinden veya derisinden veya kemiğinden istifade edebilmek için öldürülebilir her hayvan; ama sadece gerektiği kadar! Asla bir zevk ve kurban olmamalı bunlar.
  11. Bütün ağaçlar ve tabiat kutsaldır, ayırım yapmadan. Ormanlar, benim gerçek alemim ve katım ve yurdum değilse de dünyada en sevdiğim yerlerdir. Lanet olsun ağaçları kesenlere! Lanet olsun yağmur ormanlarını tüketenlere! Bunları yapanlar değil midir kötü tanrının kulları? Lanet olsun bir ağacın ruhunu öldürene!
  12. Denizleri kirletenlere ve dünyayı, maddenin cennetini yaşanır yer olmaktan çıkaranlara lanet olsun! Bu dünya ödülünüzdür. Onu yok edene lanet olsun! Gelecek olan altın çağda, benim insanlarım ve benim dinim ve benim hükmüm bu dünyada hüküm sürecektir. Lanet olsun dünyaya zarar verene! Lanet olsun güzellikleri çöpüyle kirleten kötülük tanrısının takipçilerine ki, hepsi cezalanacaktır; ya kendileri ya da kendilerinden gelen nesilleri. Ama asla dönemeyeceklerdir dünyaya, ikinci bir bedenlenme ile. Bu, bilinmelidir!
Gördüğümüz üzere Satanizmde hiçbir canlıya ve tabiata sebepsizce zarar vermek yoktur. İblistaparlığın satanizm ile hiçbir alakası yoktur, Satanizmin her kolunu araştırabilirsiniz Ateistik Satanizm, Spritüel Satanizm... hiçbirinde böyle bir şey bulamazsınız, bu satanizmin adını kirletmek için söylenen kirli bir iftiradır.
Bitirmeden önce, Sana bir sorum var. Satanizm nedir biliyor musun? Seni bir araştırmaya davet ediyorum. "Yüzyıllardır insanlara yanlış olarak lanse edilen Satanizm aslında nedir?". Bana özelden veya bu posttan aklına gelen her soruyu sorabilirsin. İyi günler dilerim.
Efendinin laneti canlılara eziyet edenlerin ve tabiata zarar verenlerin üzerine olsun.
Ave Satanus Amen!
submitted by Baphomet-exe to ifadeozgurlugu [link] [comments]


2020.07.08 11:55 Baphomet-exe Satanistler kedi keser mi? Sude Andaş olayı nedir?

Esenlikler dostlarım, geçtiğimiz günlerde bu konu hakkında bazı postlar gördüm ve o postlarda açıkladım fakat kendim özel bir post atmamın daha sağlıklı olacağını düşündüm. Konumuza dönecek olursam;
Arkadaşlar belirtmek isterim ki bu ilgi isteyen aptal ergen satanist değil, iblistapar. Ailesinden göremediği ilgiyi internette arayan insan kalıbına sokamadığım rezil bir canlı. Peki bahsettiğim iblistaparlık nedir? Ve satanizmden farkı nedir?
İblistaparlar semavi dinlerdeki kötülüğün kaynağı olan şeytana taparlar, ve bu konuda semavi dinlerin kitaplarına katılırlar, yani bizden çok semavi dinlere yakındırlar aslında, tek yaptıkları sapık sadistliklerini efendi şeytanın adı altında yaşamaya çalışıp satanizmin adını kirletmek, satanist olmayan insanlar bu grubu çok kişi zannediyor fakat bir elin parmaklarını geçmez sayıları, satanizme oranla %0,5 inden az bir kısmı oluştururlar, ilk iblistapar faaliyetleri orta çağın sonu ile yeni çağın başına denk gelir, aforoz edilen tapınak şovalyeleri tanrıdan da kiliseden de nefret etmeye başlamışlardır, bu yüzden kötülük yaparak tanrıdan uzaklaşıp şeytana yaklaşmak istemişlerdir, ama bu yaptıklarının bir dayanağı yok, mantıkları “hmm kitapta şeytan kötü diyor o zaman kötüdür, ben de hawalı olmak için satanistim diyip kedi kesmeliyim” hayvanlar ve tabiat, bütün canlılar bizde kutsaldır. Günümüzde medya bu grubu kullanarak insanları satanizmden korkuttuğu için insanlar böyle sanıyor, keşke halkımız duyduklarına değil araştırdıklarına inansa, insanlarımız araştırmaktan bile korkar oldu ne yazık ki. Efendi şöyle der;
  1. Kurban istemez benim ibadetim; ki çok ender zamanlarda bir iki tanesi müstesna. Sizin kurbanınız, kendinizi anlamaktır ve teninizi yaşamaktır ve diğerlerinin ihtirasına da saygı göstermektir. Ama kurban vermeniz gerekirse o müstesna zamanlarda, asla ve asla öldürmek için öldürmeyin! Yiyemeyeceğiniz hayvanı öldürmeyin.
  2. Benim ihtiyacım yok kurbanlarınıza, ama onun faydası sizedir. Et olarak da, ruh olarak da. Ben, çöle gömülecek olan milyonlarca kurbanı kesmenizi emreden ve de buna ihtiyaç duyan, Sahte Tanrı değilim! Kan sarhoşluğu içinde ve tatmin edilmemiş şehvevi zevklerin tatmini ile öldürülür o kurbanlar ve cennet umulur bunun için. Ne kadar riyakarca!
  3. Her sembol benimdir ve her hayvan benimdir. Severim bütün hayvanları çünkü onlar kirletilemezler kötü tanrı tarafından. Kurban istemem ibadetinizde; ama bazı özel zaman ve durumlar da olabilir bunun için. O zaman, asla ama asla yiyemeyeceğiniz veya yenmesi alışılmış olmayan bir hayvanı kurban etmeyin bana! Ziyan da etmeyin etini.
  4. Dünyanın değişik yerlerinde, benim yolumu bulmak isteyenler zaman zaman kanlı törenler yaparlar. İnsan da öldürülür benim adıma. Ama ben istemem aslında bunu. Ben, ölümün ve dehşetin tanrısı değilim ve sadece kötülüğün tanrısı ister insan kurbanını. Eski törenler ve usuller hükmünü kaybetmiştir artık. Her şey çağa uymalıdır daima.
  5. Yine de kızmam veya kınamam, bana yakın olmak için yapılanları. Bazı takipçilerim uzak ülkelerdeki, öldürürler dışarıdakileri. Bazıları da sadisttir açıkça; ama bu benim öğretimin değerini düşürmez. Arabın dininde din adına öldürülmez mi insanlar. Arabın dininde veya Kilisenin ya da Yahudinin dininde hiç mi sapık veya sadist veya katil yoktur. O zaman genelleme yapılmaz da, neden benim bir takipçim bunu yaptı mı, kötülük sembolü olarak bütün takipçilerim karalanıyor. Ama yine de kızmam ben kanlı ayinler yapanlara; çünkü bu da yapılır bana yakın olmak için. Ama şimdi söylüyorum işte. Çok özel durum olmadıkça yapmasın böyle şeyler seçkinlerim ve sevenlerim.
  6. Ama varsa bir kininiz ve sadistseniz ve zevk alırsanız böyle şeylerden, onu kendiniz için yapın; ben aldırmam istenenin yapılmasına; ama asla! benim adıma yaptığınızı söyleyerek ve düşünerek ve beni bahane ederek ve benden vahiy aldığınızı iddia ederek, yapmayın özel zevkinizi. Asla karalamayın bütün takipçilerimin toplumunu! Lanet olsun bundan sonra bunu yapana! Lanet olsun insanların benden ve benim doğru yoluma girmekten korkmasına sebep olana; ister benden olsun, ister dışardan! Ama bilmeyerek, yapmış olanlar teveccühümü kazanmak için ya da bu öğretim henüz eline geçmediği için bilmeyerek yapmaya devam edenler, dünyanın herhangi bir yerinde suçlu görülmezler hiçbir zaman.
  7. Hayvanların da hepsi benimdir. Her hayvanı severim aslında. Onlar, tabiatın masum çocuklarıdır daima. Kötü tanrının ve kötülüğün tanrısının ve kanlı tanrının ve kölelerin tanrısının dinlerine tapanlar değil midir, hayvanların neslini kurutan ve yuvalarını iki kuruşluk menfaat uğruna dağıtan?
  8. Her hayvan kutsaldır bana; ama bazı hayvanlar bana atfedildikleri için daha kutsal gelir gözüme. İnsanların bana yakıştırdığı hayvanlardır bunlar. Keçi kutsaldır bana; çünkü yüzyıllardır insanlar benimle özleştirdiler onu bir çok ülkede. Piramitlerin ülkesinde ve binyıllar önce Eşek benim hayvanım sayıldı. Bu yüzden de kutsaldır bana. Ve gene aynı ülkede çakal ve sırtlan benim hayvanım sayıldılar. Ve çölün hayvanları yılan ve akrep bana ithaf edildiler, Seth ismimle tanınırken. Ve hipopotam benim sayıldı ve timsah. Bu yüzden kutsaldır bana bu hayvanlar.
  9. Yüzyıllarca Avrupa kıtasında ve değişik yerlerde kedi, benim sayıldı. Daima kara büyü ve şeytan tapınımıyla birleştirildi. Engizisyon yakmadı mı bir çok ihtiyarı ve kadını, sadece kedisi var diye. Kediyi büyü sembolü saydılar ve benim sembolüm olarak gördüler; hele rengi siyahsa şeytanın kendisi olarak nitelendirdiler. Bu yüzden de kutsaldır o hayvan benim için.
  10. Kim ki, zarar verir veya acı çektirir veya gereksiz yere öldürürse bu hayvanları, lanet olsun ona! Kim, bu hayvanları bana kurban olarak ve takdime olarak görürse, binlerce defa lanet olsun ona! Ama yaşamak için etinden veya derisinden veya kemiğinden istifade edebilmek için öldürülebilir her hayvan; ama sadece gerektiği kadar! Asla bir zevk ve kurban olmamalı bunlar.
  11. Bütün ağaçlar ve tabiat kutsaldır, ayırım yapmadan. Ormanlar, benim gerçek alemim ve katım ve yurdum değilse de dünyada en sevdiğim yerlerdir. Lanet olsun ağaçları kesenlere! Lanet olsun yağmur ormanlarını tüketenlere! Bunları yapanlar değil midir kötü tanrının kulları? Lanet olsun bir ağacın ruhunu öldürene!
  12. Denizleri kirletenlere ve dünyayı, maddenin cennetini yaşanır yer olmaktan çıkaranlara lanet olsun! Bu dünya ödülünüzdür. Onu yok edene lanet olsun! Gelecek olan altın çağda, benim insanlarım ve benim dinim ve benim hükmüm bu dünyada hüküm sürecektir. Lanet olsun dünyaya zarar verene! Lanet olsun güzellikleri çöpüyle kirleten kötülük tanrısının takipçilerine ki, hepsi cezalanacaktır; ya kendileri ya da kendilerinden gelen nesilleri. Ama asla dönemeyeceklerdir dünyaya, ikinci bir bedenlenme ile. Bu, bilinmelidir!
Gördüğümüz üzere Satanizmde hiçbir canlıya ve tabiata sebepsizce zarar vermek yoktur. İblistaparlığın satanizm ile hiçbir alakası yoktur, Satanizmin her kolunu araştırabilirsiniz Ateistik Satanizm, Spritüel Satanizm... hiçbirinde böyle bir şey bulamazsınız, bu satanizmin adını kirletmek için söylenen kirli bir iftiradır.
Bitirmeden önce, Sana bir sorum var. Satanizm nedir biliyor musun? Seni bir araştırmaya davet ediyorum. "Yüzyıllardır insanlara yanlış olarak lanse edilen Satanizm aslında nedir?". Bana özelden veya bu posttan aklına gelen her soruyu sorabilirsin. İyi günler dilerim.
Efendinin laneti canlılara eziyet edenlerin ve tabiata zarar verenlerin üzerine olsun.
Ave Satanus Amen!
submitted by Baphomet-exe to ToplumsalTartishma [link] [comments]


2020.07.07 10:09 evrimagaci Orta Çağ Avrupa Nüfusunun Üçte Birinin Kaybedilmesinden Sorumlu ''Kara Veba'' Hala Aramızda!

Orta Çağ Avrupa Nüfusunun Üçte Birinin Kaybedilmesinden Sorumlu ''Kara Veba'' Hala Aramızda! submitted by evrimagaci to EvrimAgaci [link] [comments]


2020.07.07 07:08 bilimbot Orta Çağ Avrupa Nüfusunun Üçte Birinin Kaybedilmesinden Sorumlu ''Kara Veba'' Tekrar Görüldü!

Orta Çağ Avrupa Nüfusunun Üçte Birinin Kaybedilmesinden Sorumlu ''Kara Veba'' Tekrar Görüldü! submitted by bilimbot to bilim [link] [comments]


2020.07.05 15:34 Baphomet-exe Satanistler kedi keser mi? Sude andas olayı nedir?

Esenlikler dostlarım, bugün birkaç postta açıkladım fakat kendim bir post atmamın daha sağlıklı olacağını düşündüm. Konumuza dönecek olursam, Arkadaşlar belirtmek isterim ki bu ilgi isteyen ergen satanist değil, iblistapar. Ailesinden göremediği ilgiyi internette arayan insan kalıbına sokamadığım rezil bir canlı. Peki bahsettiğim iblistaparlık nedir? Ve satanizmden farkı nedir?
İblistaparlar semavi dinlerdeki kötülüğün kaynağı olan şeytana taparlar, ve bu konuda semavi dinlerin kitaplarına katılırlar, yani bizden çok semavi dinlere yakındırlar aslında, tek yaptıkları sapık sadistliklerini efendi şeytanın adı altında yaşamaya çalışıp satanizmin adını kirletmek, satanist olmayan insanlar bu grubu çok kişi zannediyor fakat bir elin parmaklarını geçmez sayıları, satanizme oranla %0,5 inden az bir kısmı oluştururlar, ilk iblistapar faaliyetleri orta çağın sonu ile yeni çağın başına denk gelir, artık kilisenin baskısından bıkmış fransız rahip-rahibeler öyle bir raddeye gelmiştir ki artık “tanrıdan” da isadan da nefret etmeye başlamışlardır, bu yüzden kötülük yaparak tanrıdan uzaklaşıp şeytana yaklaşmak istemişlerdir, ama bu yaptıklarının bir dayanağı yok, mantıkları “hmm kitapta şeytan kötü diyor o zaman kötüdür, ben de hawalı olmak için satanistim diyip kedi kesmeliyim” hayvanlar ve tabiat, bütün canlılar bizde kutsaldır. Günümüzde medya bu grubu kullanarak insanları satanizmden korkuttuğu için insanlar böyle sanıyor, keşke halkımız duyduklarına değil araştırdıklarına inansa, insanlarımız araştırmaktan bile korkar oldu ne yazık ki. Efendi şöyle der;
  1. Kurban istemez benim ibadetim; ki çok ender zamanlarda bir iki tanesi müstesna. Sizin kurbanınız, kendinizi anlamaktır ve teninizi yaşamaktır ve diğerlerinin ihtirasına da saygı göstermektir. Ama kurban vermeniz gerekirse o müstesna zamanlarda, asla ve asla öldürmek için öldürmeyin! Yiyemeyeceğiniz hayvanı öldürmeyin.
  2. Benim ihtiyacım yok kurbanlarınıza, ama onun faydası sizedir. Et olarak da, ruh olarak da. Ben, çöle gömülecek olan milyonlarca kurbanı kesmenizi emreden ve de buna ihtiyaç duyan, Sahte Tanrı değilim! Kan sarhoşluğu içinde ve tatmin edilmemiş şehvevi zevklerin tatmini ile öldürülür o kurbanlar ve cennet umulur bunun için. Ne kadar riyakarca!
  3. Her sembol benimdir ve her hayvan benimdir. Severim bütün hayvanları çünkü onlar kirletilemezler kötü tanrı tarafından. Kurban istemem ibadetinizde; ama bazı özel zaman ve durumlar da olabilir bunun için. O zaman, asla ama asla yiyemeyeceğiniz veya yenmesi alışılmış olmayan bir hayvanı kurban etmeyin bana! Ziyan da etmeyin etini.
  4. Dünyanın değişik yerlerinde, benim yolumu bulmak isteyenler zaman zaman kanlı törenler yaparlar. İnsan da öldürülür benim adıma. Ama ben istemem aslında bunu. Ben, ölümün ve dehşetin tanrısı değilim ve sadece kötülüğün tanrısı ister insan kurbanını. Eski törenler ve usuller hükmünü kaybetmiştir artık. Her şey çağa uymalıdır daima.
  5. Yine de kızmam veya kınamam, bana yakın olmak için yapılanları. Bazı takipçilerim uzak ülkelerdeki, öldürürler dışarıdakileri. Bazıları da sadisttir açıkça; ama bu benim öğretimin değerini düşürmez. Arabın dininde din adına öldürülmez mi insanlar. Arabın dininde veya Kilisenin ya da Yahudinin dininde hiç mi sapık veya sadist veya katil yoktur. O zaman genelleme yapılmaz da, neden benim bir takipçim bunu yaptı mı, kötülük sembolü olarak bütün takipçilerim karalanıyor. Ama yine de kızmam ben kanlı ayinler yapanlara; çünkü bu da yapılır bana yakın olmak için. Ama şimdi söylüyorum işte. Çok özel durum olmadıkça yapmasın böyle şeyler seçkinlerim ve sevenlerim.
  6. Ama varsa bir kininiz ve sadistseniz ve zevk alırsanız böyle şeylerden, onu kendiniz için yapın; ben aldırmam istenenin yapılmasına; ama asla! benim adıma yaptığınızı söyleyerek ve düşünerek ve beni bahane ederek ve benden vahiy aldığınızı iddia ederek, yapmayın özel zevkinizi. Asla karalamayın bütün takipçilerimin toplumunu! Lanet olsun bundan sonra bunu yapana! Lanet olsun insanların benden ve benim doğru yoluma girmekten korkmasına sebep olana; ister benden olsun, ister dışardan! Ama bilmeyerek, yapmış olanlar teveccühümü kazanmak için ya da bu öğretim henüz eline geçmediği için bilmeyerek yapmaya devam edenler, dünyanın herhangi bir yerinde suçlu görülmezler hiçbir zaman.
  7. Hayvanların da hepsi benimdir. Her hayvanı severim aslında. Onlar, tabiatın masum çocuklarıdır daima. Kötü tanrının ve kötülüğün tanrısının ve kanlı tanrının ve kölelerin tanrısının dinlerine tapanlar değil midir, hayvanların neslini kurutan ve yuvalarını iki kuruşluk menfaat uğruna dağıtan?
  8. Her hayvan kutsaldır bana; ama bazı hayvanlar bana atfedildikleri için daha kutsal gelir gözüme. İnsanların bana yakıştırdığı hayvanlardır bunlar. Keçi kutsaldır bana; çünkü yüzyıllardır insanlar benimle özleştirdiler onu bir çok ülkede. Piramitlerin ülkesinde ve binyıllar önce Eşek benim hayvanım sayıldı. Bu yüzden de kutsaldır bana. Ve gene aynı ülkede çakal ve sırtlan benim hayvanım sayıldılar. Ve çölün hayvanları yılan ve akrep bana ithaf edildiler, Seth ismimle tanınırken. Ve hipopotam benim sayıldı ve timsah. Bu yüzden kutsaldır bana bu hayvanlar.
  9. Yüzyıllarca Avrupa kıtasında ve değişik yerlerde kedi, benim sayıldı. Daima kara büyü ve şeytan tapınımıyla birleştirildi. Engizisyon yakmadı mı bir çok ihtiyarı ve kadını, sadece kedisi var diye. Kediyi büyü sembolü saydılar ve benim sembolüm olarak gördüler; hele rengi siyahsa şeytanın kendisi olarak nitelendirdiler. Bu yüzden de kutsaldır o hayvan benim için.
  10. Kim ki, zarar verir veya acı çektirir veya gereksiz yere öldürürse bu hayvanları, lanet olsun ona! Kim, bu hayvanları bana kurban olarak ve takdime olarak görürse, binlerce defa lanet olsun ona! Ama yaşamak için etinden veya derisinden veya kemiğinden istifade edebilmek için öldürülebilir her hayvan; ama sadece gerektiği kadar! Asla bir zevk ve kurban olmamalı bunlar.
  11. Bütün ağaçlar ve tabiat kutsaldır, ayırım yapmadan. Ormanlar, benim gerçek alemim ve katım ve yurdum değilse de dünyada en sevdiğim yerlerdir. Lanet olsun ağaçları kesenlere! Lanet olsun yağmur ormanlarını tüketenlere! Bunları yapanlar değil midir kötü tanrının kulları? Lanet olsun bir ağacın ruhunu öldürene!
  12. Denizleri kirletenlere ve dünyayı, maddenin cennetini yaşanır yer olmaktan çıkaranlara lanet olsun! Bu dünya ödülünüzdür. Onu yok edene lanet olsun! Gelecek olan altın çağda, benim insanlarım ve benim dinim ve benim hükmüm bu dünyada hüküm sürecektir. Lanet olsun dünyaya zarar verene! Lanet olsun güzellikleri çöpüyle kirleten kötülük tanrısının takipçilerine ki, hepsi cezalanacaktır; ya kendileri ya da kendilerinden gelen nesilleri. Ama asla dönemeyeceklerdir dünyaya, ikinci bir bedenlenme ile. Bu, bilinmelidir!
Gördüğümüz üzere Satanizmde hiçbir canlıya ve tabiata sebepsizce zarar vermek yoktur. İblistaparlığın satanizm ile hiçbir alakası yoktur, Satanizmin her kolunu araştırabilirsiniz Ateistik Satanizm, Teistik Satanizm... hiçbirinde böyle bir şey bulamazsınız, bu satanizmin adını kirletmek için söylenen kirli bir iftiradır. Bitirmeden önce, Sana bir sorum var. Satanizm nedir biliyor musun? Seni bir araştırmaya davet ediyorum. "Yüzyıllardır insanlara yanlış olarak lanse edilen Satanizm aslında nedir?". Bana özelden veya bu posttan aklına gelen her soruyu sorabilirsin. İyi günler dilerim. Efendinin laneti canlılara eziyet edenlerin tabiata zarar verenlerin üzerine olsun.
Ave Satanus Amen!
submitted by Baphomet-exe to KGBTR [link] [comments]


2020.07.04 03:13 osmanonurkoc Kürt sorununa dair

CUMHURİYET DÖNEMİ KÜRT RAPORLARI
PKK ile Ankara yönetimi arasındaki diyalog sürecinin başlamasıyla önemli bir dönüm noktasına gelen Kürt Sorunu’nun kökleri, PKK’nın silahlı faaliyete başladığı 1984 yılından çok daha gerilere, Osmanlı İmparatorluğu dönemine kadar gidiyor. Osmanlı İmparatorluğu döneminde devletin en önemli odaklarından birisi olan Kürt Sorunu, Cumhuriyet’in kuruluşunun ardından ilk kez, bir yıl arayla çıkan Nasturi ve Şeyh Sait İsyanı’yla görünür hale geldi.
1924’te Güneydoğu Anadolu'da Süryanilerin bağımsızlık için başlattığı Nasturi isyanını, 1925’teki Kürt aşiretlerinden yaklaşık beş bin isyancının merkezi yönetime başkaldırışı takip etti. 1925’le 1937 yılı arasında yaklaşık yirmi bölgesel isyan başlatılsa da, hepsi ordu birlikleri tarafından bastırıldı ve hiçbiri, Kürt Sorunu’nun kilometre taşlarından birisi olan ve Tunceli’de resmi rakamlara göre 13 bin kişinin ölümüyle sonuçlanan Dersim İsyanı kadar büyük etki oluşturmadı.
Bugün adı Tunceli olan Dersim’de yedi ay süren isyanın ardından uzun yıllar sessizliğin hakim olduğu bölgede çatışmalar, 1984 yılında faaliyete başlayan PKK’nın Eruh ve Şemdinli Baskını’yla yeniden başgösterdi. Söz konusu kırılma noktalarıyla zaman zaman siyasi çatışma düzeyinde tartışılan Kürt Sorunu, güvenliği ve askerin rolünü esas alan veya sözkonusu etnik gruba yönelik engellerin kaldırılmasını hedefleyen değişik yaklaşımlarla ele alındı.
1925 ile 1961 yılları arasında ve 1980’lerin sonundan günümüze dek sorunun çözümüne yönelik çeşitli raporlar yazıldı. Bunların belli başlıları aşağıdaki gibi sıralanabilir:
Meclis Başkanı Abdülhalik Renda Raporu (1925) Dahiliye Vekili Cemil Uybadın Raporu (1925) Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey Raporu (1926) Vali Ali Cemal Bardakçı Raporu (1926) Umum Müfettişi İbrahim Tali Öngören Raporu (1930) Fevzi Çakmak Raporu (1931) Korgeneral Ömer Halis Bıyıktay Raporu (1931) Dahiliye Vekili Şükrü Kaya Raporu (1931) Umum Müfettişi Abdullah Alpdoğan Raporu, 1936 Başvekil İsmet İnönü Raporu (1935) Umum Müfettiş Abidin Özmen Raporu (1935) İktidar Vekili Celal Bayar Raporu (1936) CHP Azınlıklar Raporu, 1940 Umum Müfettiş Avni Doğan Raporu (1943) Maliye Müfettişi Burhan Ulutan Raporu (1947) 27 Mayıs 1960 Doğu Raporu (1961) DSP Güneydoğu Raporu (1987) SHP Raporu (1990) Recep Tayyip Erdoğan Raporu (1991) MÇP Doğu Ve Güneydoğu Anadolu Raporu (1991) SHP Nevruz Raporu (1992) Adnan Kahveci Raporu (1992) ANAP Raporu (1993) TBMM Göç Araştırma Komisyonu Raporu (1997,98) CHP Demokratikleşme ve İnsan Hakları Raporu (1999) Algan Hacaloğlu Raporu, 2000 DTP Siyasi Tutum Belgesi/ Demokratik Özerklik (2007) Saadet Partisi Raporu (2009) AK Parti Demokratik Açılım Kitapçığı (2010) 
Abdülhalik Renda Raporu, 1925
Dönemin Meclis Başkanı Abdülhalik Renda tarafından 1925 yılında kaleme alınan raporda, Kürtler arasında 'artan milliyetçilikten' duyulan endişe aktarılıyor. 14 Eylül 1925 tarihinde dönemin Başbakanı İsmet İnönü’ye sunulan rapor, Cumhuriyet Dönemi’nin ilk Kürt Sorunu raporu olarak biliniyor.
Bastırılan Şeyh Sait İsyanı’nın ardından doğudaki 10’un üzerinde şehri gezerek paylaştığı izlenimler ışığında Renda, Kürtlerin çoğunlukta olduğu bölgede 'Türkleştirme politikası' izlemenin gerektiğini savunuyor.
Kürtlerin kendi dillerini yaşatıyor olmasını milli aidiyete bir darbe olarak gören Renda, Türkçe konuşmaya 'teşvik' için bölgede Kürtçe konuşanlara işlerinde zorluk çıkarılmasını savunuyor. Dilin anahtar rolüne işaret eden rapor, devletin yaklaşımının temellerini oluşturması sebebiyle büyük önem teşkil ediyor.
Ayrıca bölgedeki gizli silahlanmanın da önüne geçilmesi gerektiğini ifade eden Renda, bölgedeki aşiretlerin de zayıflatılmasını istiyor.
Cemil Uybadın Raporu, 1925
Renda’yla birlikte Şark Islahat Planı’nın temelini oluşturan bir diğer rapor ise, aynı yıl Dahiliye Vekili Cemil Uybadın tarafından kaleme alındı.
Diyarbakır (Ergani), Mardin, Siirt, Şanlıurfa (Siverek), Tunceli (Dersim) valileriyle yaptığı görüşmelerde edindiği bilgileri temel alan Uybadın, Şey Sait isyanının bastırılması sürecinde devletin sert tutumunun asayişi sağladığı, ancak bunun halk nezdinde devlete karşı bir tepki oluşmasına sebep olduğu şeklinde bir sorun tespitinde bulunuyor. Bölgedeki Kürtçü hareketin arkasında dış güçleri gören Uybadın, sorunun sürmesinde İngiltere ve Fransa’nın rolüne işaret ediyor. Kürt hareketinin aşamalı olarak Fırat Nehri'nin doğusuna ve sınır dışına sürülmesi gerektiği görüşünde olan Uybadın, Şeyh Sait İsyanı’nda 60 bin silah toplanmasına rağmen, Dersim’de tedbir alınmadığına değiniyor.
Uybadın’ın raporunda yer verdiği Kürt Sorunu’na yönelik çözüm önerileri arasında, zorunlu iskan politikası da var. Ubaydın, 'Kürt köylerine Türkleri yerleştirmek', 'Hristiyan azınlıkları bölgeden çıkarmak', 'doğudaki nüfusun batıya göçünün özendirilmesi' ve 'sıkıyönetim ilan edilmesi' gibi politikalarla öne çıkıyor.
1925’te yazılan Abdülhalik Renda ve Cemil Ubaydın raporları; Mahmut Esat Bozkurt, Kazım Orbay, Cemil Ubaydın ve Abdülhalik Renda tarafından kaleme alınan 1925 yılı tarihli 'Şark Islahat Planı'nı şekillendirmesi açısından büyük önem taşıyor. Aynı yıl Bakanlar Kurulu tarafından kabul edilerek yürürlüğe giren plan, hemen öncesinde yazılan iki raporun işaret ettiği gibi doğunun demografik yapısının değiştirilmesi, Kürtlerin doğuya yerleştirilmesini öngören iskan politikası, güvenlik odaklı olarak istihbarat ve ulaşım ağının iyileştirilmesi, güvenlik görevlilerinin, hükümet temsilciliklerin ve eğitim kurumlarının artırılması, Kürtçenin yasaklanması ve çocukların ailelerinden alınarak Türkçe eğitimi verilmesini ve Türklük propagandası yapılmasını öngörüyordu.
1921 yılından itibaren çeşitli bölgelerde güvenlikten iskan politiklarına kadar geniş yetkilerle donatılmış Umum Müfettişliklerinin varlığı, Kürt Sorunu’na yönelik bakışın geçerli olduğu dönemin anlaşılması için önemli bir ipucu niteliği taşıyor. Ulus devlet anlayışının ülke sınırındaki her bir bölgeye nüfuz etmesini hedefleyen ve Tek Partili Dönem’in bitimine kadar varlığını sürdüren bu kurumlar, söz konusu Islahat Planı’nın hayata geçmesinde önemli bir role sahipti.
Hamdi Bey Raporu, 1926
1926 yılında Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey’in raporu, Dersim bölgesindeki 'olası bir krize' ve bunu engelleyecek 'tedbirlere' odaklanıyor.
Dersim Sorunu’nun Osmanlı Dönemi’ne dayandığını söyleyen Hamdi Bey, giderek 'Kürtleştiği' gerekçesiyle umutsuzluğa kapıldığı bölgenin ancak askeri bir harekat ile 'düzene gireceği' görüşünü savunuyor.
Bölgeyi güvenlik odaklı olarak geliştirmeye yönelik, fabrika kurmak, yol yapmak gibi faaliyetleri nafile girişimler olarak gören Hamdi Bey’in raporu da kendisinden önceki raporlar gibi, hükümet politikalarını değiştirmeye yönelik özeleştiri niteliği taşımaktan çok uzak olmak ve durumu yalnızca asayiş sorununa indirgemekle eleştiriliyor.
Cemal Bardakçı Raporu, 1926
Dönemin Elazığ Valisi olan Cemal Bardakçı’yı kendisinden önce rapor kaleme alan isimlerden farklı kılan, Osmanlı İmparatoru Padişahı Yavuz Sultan Selim döneminden bu yana süregelen sorunun, bölgede devlet eliyle gerçekleşen katliamlara bağlaması. Askeri hareket yerine bölgedekilerin hükümetin iyi niyetine inandırılmasının gereğine inanan Bardakçı, çözümün Dersim’deki sosyo ekonomik sorunların bölgedeki işsizliği ve eğitimsizliği gidermek suretiyle refahı arttırmaktan geçtiğine inanıyor.
Dersim’deki temel rahatsızlıkların bölgedeki Sünnilerin Alevilere yönelik baskısı ve ‘Kürt’ diye ötekileştirmesinden geçtiğini ifade eden Bardakçı, bölgede Kürtlerin çoğunlukta olduğu bilgisinin doğru olmadığını savunuyor.
Bardakçı'ya göre, Dersimliler, öldürülmekten ve göçe tabi tutulmaktan korkuyor. Silah bırakmamalarının sebebini de devletin olası bir müdahalesine yönelik korku olarak açıklıyor.
İbrahim Tali Öngören Raporu, 1930
Umum Müfettişi İbrahim Tali Öngören’in, 1930 yılında rapor haline getirdiği anlatımında sertlik yanlısı ve güvenlik odaklı bir perspektifin izleri görülüyor.
Dersim’in izole edilmesi fikrine taraf olan Öngören, Elazığ’da bulundurulacak ordu birliklerinin isyan eden köyleri bombalamak, köylülerin iskan hakkını elinden almak ve bölge halkının mallarına zarar vermek suretiyle durdurulmasından yana.
Dersim’in köy ağalarının etkisi altında olduğunu altını çizen Öngören, bu kişilerin Dersim’den çıkartılıp Batı’ya göçe zorlanmasını da temel çözüm önerileri arasında sunuyor.
Fevzi Çakmak Raporu, 1931
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu lideri Mustafa Kemal Atatürk’ün ardından ülkenin ilk Başbakanı, Milli Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı olan Fevzi Çakmak, yazdığı Kürt Sorunu raporunda, Dersim halkını, 'eşkıyalığı alışkanlık haline getirmiş grup' olarak tanımlıyor. "Dersimliler okşanmakla kazanılmaz" sözleriyle sert tedbir yanlılığını ortaya koyan Çakmak, Hamdi Bey ve Öngören’in söylediği gibi, bölgedeki soruna, Dersimlilere yönelik zorunlu iskan politikaları ve askeri baskıyı artıran yöntemlerini çare olarak sunuyor.
Çakmak’ın 'Kürtlüğün eritilmesi gerektiğini' savunduğu bölgeye 'koloni' muamelesi yapılmasını ve burada bir koloni idaresi kurulmasının gereğini savunduğu bölüm raporun en çarpıcı bölümlerinden biri olarak kayıtlara geçti.
Ömer Halis Bıyıktay Raporu, 1931
Mustafa Kemal’in yanında birçok cephede savaş veren Korgeneral Ömer Halis Bıyıktay, aynı dönemde konuya değinen Çakmak’ın aksine Dersimlilerin 'eşkıya' olduğu görüşünü reddediyor. Halkın zor şartlar ve ağalık boyunduruğu altında olduğunu savunan Bıyıktay, Dersim’e yapılacak Türklük ve din esaslı bir harekata karşı çıkıyor. Silah yerine serbestliğin aracılığına inanan Bıyıktay, askerin bölgeyi silahsızlaştırmak için hızlı bir çalışma yapamaması durumunda, asıl silahlı grupların güvenlik güçlerinin bulamayacağı noktalara saklanacağı ve hedefin yerli halk olacağı yönünde görüş belirtiyor.
Dersim’in vilayet olması gerektiğini savunanan Bıyıktay raporunda, bölgeye yetiştirilmiş memurların gönderilmesi, yol ve köprü inşaatlarıyla hem bölgenin gelişmesi hem de yerli halka istihdam sağlanması gibi silah içermeyen çözümlere yöneliyor.
Şükrü Kaya Raporu, 1931
Dahiliye Vekili Şükrü Kaya, kendisiyle aynı dönem rapor kaleme alan pek çok ismin tersine, Dersim’e yönelik herhangi bir askeri müdahalenin gerekli olmadığını savunuyor.
Aynı zamanda eski İçişleri Bakanı olan isim, 1931 yılında yazdığı raporda, Dersim’deki sorunun devlet eliyle yaratılmış olduğunu ifade ediyor.
Kaya raporunda, pek çok isimden farklı olarak ağaların baskısı altındaki halkın topraklandırılması ve ağalara bağımlılıklarının önüne geçilmesinin gereğini savunuyor.
Yerli memurların yerine idealist görevlilerini bölgeye tayin edilmesinin gereğini savunan Kaya; yol, okul gibi bölgeyi kalkındıracak adımları da destekliyor.
Olası bir askeri harekettan önce, bölgedeki tüm silahların toplanması, aşiret reislerinin batıya göçünün sağlanması ve bölgeye sığınan kaçak mahkumların yakalanması gerektiğini savunan Kaya raporunda, çeşitli safhalardan oluşan ve yıllarca sürmesi öngörülen bir plana yer veriyor.
Abdullah Alpdoğan Raporu, 1936
Dönemin Tunceli Valisi ve Dördüncü Umum Müfettişi Abdullah Alpdoğan, Dersim’e yönelik askeri bir operasyona destek veren isimler arasında yer alıyor.
Alpdoğan’ın 15 gün boyunca süren Umum Müfettişliği toplantısında paylaşılan raporunda Dersim’de "Hükümetin halkı Ermeniler gibi katledeceği gerekçesiyle" isyan tohumları ekildiğine yer veriliyor. Bölgedeki Türk aidiyeti kurulması ve arttırılması gerektiğini savunan Alpdoğan, bölge halkını 'dağ Türkçesi konuşan' ve 'kendisini Kürt zanneden Türkler' olarak tanımlıyor.
Alpdoğan’ın raporu, Dersim’e yönelik sert müdahalenin çıkış noktası ve hareket planı sayılabileceği için büyük önem arz eden bir metin diye tanımlanabilir.
İsmet İnönü Raporu, 1935
Şeyh Sait İsyanı’nın bastırılmasında önemli rol oynayan ve isyanın akabinde sıkı yönetim ilan eden dönemin başbakanı İsmet İnönü’nün raporunda Dersim’de olanların sorumluluğu devlet politikasıyla ilintilense de çözüm, iskan politikaları ve güvenlik tedbirlerinde aranıyor.
İnönü, bölgedeki sorunun zeminini, hükümetin halka inememesi, bölgedeki toprak ağası baskınlığı ve valilerin politika tutarsızlığı olarak görüyor. İnönü, bu değişkenlerin, Dersimli Kürtlerin soygun gibi suçlar işlediği, 'tekinsiz' bir ortam yarattığı görüşünü savunuyor.
Sorunun çözümünde asker gücünü anahtar olarak gören İnönü, bölgede 'Kürdistan kurulması tehlikesine' vurgu yapıyor. Tam da bu sebepten İnönü de kendisinden önce tespit ve çözüm önerisinde bulunan isimler gibi, bölgeye yönelik askeri operasyonların okullar yoluyla gerçekleştirilecek Türkleştirmeyle desteklenmesi gerektiğini düşünüyor.
Abidin Özmen Raporu, 1935
Umum Müfettişi Abidin Özmen, raporunda "Türk nüfusunun asimile olmasından" ve Ermenistan’daki Markist ve Leninist enstitülerde yapıldığını ifade ettiği Kürtçülükten duyduğu endişeyi dile getiriyor.
Özmen, öncüllerinden farklı olarak 'Kürtçülük' meselesini Suriye, ABD ve Rusya başta olmak üzere pek çok yabancı ülkenin desteğiyle oluşan bir sorun olarak görüyor.
Kürtlerin giderek artması endişesiyle yola çıkan isim, iskan politikaları, Türkçe eğitim, doğu bölgelerine özel öğretmenlerin gönderilmesi gibi önerilerin yanı sıra, daha önce telaffuz edilmemiş iki fikre daha yer veriyor: Türk erkeklerin Kürt kızlarıyla evlendirilmesi ve devşirme usulüyle çocukların ailelerinden alınıp ayrı yetiştirilmesi.
Sorunun çözümünün asimilasyon olduğunu savunan Özmen, raporunun sonunda meselenin zamana bırakılmamasına ve derhal çözümüne vurgu yapıyor.
Celal Bayar Raporu, 1936
Daha sonraları başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturacak İktisat Vekili Celal Bayar, 1936 yılında yazmış olduğu raporuyla, Kürt Sorunu’na, kısa bir süre önce bölgeyi inceleyen İnönü’den çok farklı bir tutumla yaklaşıyor. Bölgedeki sorunun vatandaşla devletin arasına girmiş olan ağalık sistemi olduğuna işaret eden Bayar, bölgede suç işleyenlere yönelik cezalandırma politikalarının kurunun yanında yaşın da yanmasına sebep olması ihtimaline değiniyor.
Doğu illerindeki otorite boşluğunun Cumhuriyet'in kuruluşunun çok öncesine dayandığını ve bu hassas soruna yönelik herhangi bir müdahalenin büyük hassasiyetle yapılması gerektiğini söylüyor.
Bölgeye deneyimli memurlar gönderilmesi gerektiğini savunan Bayar, bölgedeki ulaşım sorununun çözülmesinin öncelikli olduğunu düşünüyor. Sosyoekonomik yapının da önemine değinen iktisat vekili, köylünün toprak sahibi yapılması gerektiği ve bölgedeki ağalık sisteminin gücünün kırılması gerektiğini söylüyor.
Bayar ayrıca kendisinden önceki hiçbir raporda yer verilmeyen bir öneriyi dile getiriyor: Evlerinde çok vakit geçiren halkın el sanatlarına yönlendirilmesi. Ayrıca, henüz sanayileşmeye elverişli koşulların oluşmadığı bölgede, hayvancılık ve tarımın geliştirilmesi gerektiğine değiniyor.
CHP Azınlıklar Raporu, 1940
Yazarı ve yazılış tarihi bilinmeyen, ancak 1940 yılında Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) sunulan rapor, şimdiye kadar kaleme alınan pek çok raporla benzer bir perspektife sahip. Söz konusu rapor, Kürt Sorunu’nun çözümünde zorunlu iskan politikası ve asimilasyonla Türkleştirmenin gereğini savunuyor. Dil sorunun çözümüne öncelik verilmesi gerektiği savunulan raporda, bunun bölgeye yatılı okullar inşa edilmesi, Kürtçe bilen öğretmenlerin köy enstittülerine dahi alınmaması gibi sert çözüm önerilerine yer veriyor.
İlkokul öğretmeni yetiştirmek üzere açılmış olan Köy Enstitüleri 1940'tan 1954'e kadar faaliyet gösterdi. [AA]
Avni Doğan Raporu, 1943
Birinci Umum Müfettişi Avni Doğan, 1943 yılında hazırladığı raporu, Abdülhalik Renda ve Cemil Uybadın’ın raporlarına dayandırıyor. Doğan’ın raporundaki "Cumhuriyetin Doğu’ya yerleşmesi, medeni milletlerin Afrika’ya yerleşmesi gibidir" cümlesi metnin en çarpıcı ifadelerinden biri olarak göze çarpıyor.
Doğan'ın raporu, kısa vadede bölgeye gönderilecek memurların şartlarının iyileştirilmesi, jandarma ve güvenliğin artırılması ve okullara bölge dışından öğretmen takviye edilmesi gibi 'önleyici' önerilerden oluşuyor. Ancak Doğan, uzun vadede izlenecek yolun şiddet içermemesi gerektiğinin altını çiziyor.
Doğan’ın aktarımında bir diğer dikkat çeken bölüm ise uzun vadeli çözümlerin 60-70 yıllık bir süreci kapsadığı kısmı. Doğan, bölgedeki çözümün anahtarı saydığı Türkleştirmenin çok uzun yıllar boyunca, yumuşak bir yöntemle uygulamaya koyulmasını savunuyor.
Burhan Ulutan Raporu, 1947
Maliye Müfettişi Burhan Ulutan, 1947 yılında kaleme aldığı raporunda, sorunun çözüm aracının silahlı kuvvetler, yönteminin de şiddet olmadığının altını kesin olarak çiziyor. Sınırların değişmemesi için bölge halkıyla devlet arasında yakınlık sağlanmasını savunan Ulutan, bölgede güç sahibi olan ağaların Irak ve İran’la yakın ilişkide olmasının sınır güvenliğine büyük bir darbe olduğu görüşünü aktarıyor.
Halkın devletten güleryüz ve iyi muamele beklediğini belirten Ulutan bölgeye, 'hırsız ve zalim' memurlar yerine iyi yetişmiş görevlilerin atanmasını gerekli görüyor. Başka bir deyişle Ulutan, şiddet siyasetine son verilmesi gereğini savunuyor.
27 Mayıs Raporu, 1961
1960 Darbesi’nin etkisi altında kaleme alınmış ve dönemi içerisindeki en keskin görüşlere sahip raporun en çarpıcı yargılarından birisinin "Kürt meselesi yoktur" cümlesi olduğu söylenebilir. Rapor, Doğu’daki soruna "Kendini Kürt sanan Türklerin meselesi" diye bakıyor.
1961 yılında kaleme alınan rapor, öncüllerinden çok daha bir sert iskan politikasını savunuyor. Bölgede asimilasyon politikasına hız verilmesi gerektiğini belirten rapor, Türklerin doğuya, Kürtlerin ise batıya yerleştirilmesini gerekli görüyor. Bölgenin Irak Kürtleriyle ilişkisinin kesilmesinin önemine işaret eden rapor, fabrikalar kurulması suretiyle bölgenin ekonomik anlamda güçlendirilmesini savunuyor.
Bölgeye yatılı okullar kurulması gerektiğinin savunulduğu raporda, güvenliğin sağlanabilmesi için bölgenin ulaşım bakımından iyileştirilmesi gerekliliği aktarılıyor. Raporda, öncüllerinden farklı olarak yer alan "akademik işler" bölümü dikkat çekiyor. Bu başlık, "Kürtlerin Türk olduğunu kanıtlayan" çalışmalara öncelik verilmesini destekliyor.
DSP Güneydoğu Raporu, 1987
Demokratik Sol Parti’nin 1987 yılında yayınladığı raporun ana fikrini, parti başkanı Bülent Ecevit’in bölgedeki güvenlik sorununun ancak güvenliğin sağlanmasının yanı sıra, sosyo-ekonomik çözüm planıyla çözülebileceği görüşü net şekilde ortaya koyuyor.
Bölgedeki sorunun feodal yapıyla ilintili olduğunu savunan rapor, sıkı yönetim gibi baskıcı yöntemler yerine, bölgede her yönden iyileştirici etki sağlamanın hedeflenmesi gerektiğine işaret ediyor.
BDP İl Başkanı Çelik ve beraberindeki iki kişinin emniyetteki sorgusu sürüyor.
1984'ten bu yana Türk askeri PKK'ya karşı mücadele verdi.
SHP Raporu, 1990
Sosyaldemokrat Halkçı Parti’nin (SHP) 1990 yılında yayınladığı rapor, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki sorunun ayrılıkçı silahlı grupların yanı sıra, yanlış hükümet politikaları sebebiyle artarak sürdüğü görüşünü savunuyor. Bölgedeki anadil yasağına dikkat çeken rapor, sorunların demokratik bir yöntemle çözülmek yerine, baskının arttırılması yoluna gidildiğine işaret ediyor.
Herhangi bir etnik grubun diğerine göre daha avanatajlı olmadığı bir yurttaşlık tanımının hayata geçirilmesi gerektiği savunulan rapor, çözümü ekonomi politikalarında yapılacak değişimde görüyor. Rapor, bölgesel kalkınma için orta ve uzun vadedeki hedeflerin detaylıca belirlenmesini ve özel istihdam projelerinin hayata geçirilmesini destekliyor.
Ekonominin yanı sıra, devletin 'terör örgütlerine' yönelik tutumunda değişiklik yapması gerektiği belirtilen raporda, yönetimin bölge halkını silahlı örgütlere karşı yanına çekmesi öneriliyor.
Rapor ayrıca, çözüm için anayasadan başlayarak, olağanüstü hal kanunundaki kısıtlamaların kaldırılması ve tutukluluk süre ve koşulları başta olmak üzere pek çok konuda olumlu adım atılmasını destekliyor.
Kürt Sorunu’nu daha önceki raporlardan farklı olarak güvenlik ve ekonomi alanlarının dışında da inceleyen rapor, bölge halkının anadilde konuşma ve eğitim alma gibi hakları elde etmesi gerektiğini bildiriyor.
Recep Tayyip Erdoğan Raporu, 1991
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, 1991’de Refah Partisi İstanbul İl Başkanı’yken hazırlattığı raporda, daha önce 'Şark Sorunu' diye nitelendirilen sorunun aslında 'Kürt Sorunu' olduğu tespitine yer veriyor. Sorunun çözümünde resmi ideoloji ve devletin tutumunu sorgulayan Erdoğan, Kürtlerin etnik kökenleri sebebiyle çektikleri acının teleffuz edilebilmesinin çözüme giden ilk adım olduğu görüşünde.
Kürtlere, dillerini öğrenme gibi kültürel hakların tanınması gerektiğini savunan rapor, anadilde eğitimin de önünün açılmasının gereğini vurguluyor. Raporda, Kürtlere, Türklerle ortak paydaları olan İslam üzerinden ulaşılabileceğini savunuyor.
Kürtlerin çoğunluğunun Türkiye Cumhuriyeti’nden kopmak istemediğini vurgulayan rapor, çözümün şiddet ve baskıdan değil birleştirici bir tutumdan geçtiğine vurgu yapıyor.
MÇP Doğu ve Güneydoğu Anadolu Raporu, 1991
Muhafazakar Parti’nin 30 Kasım 1985 tarihinde adının değiştirmesiyle kurulan ve sekiz yıl boyunca faaliyet gösteren Milliyetçi Çalışma Partisi’nin kamuoyuyla paylaştığı tek çalışmasında PKK, ABD ve Batılı ülkelerin Anadolu’yu ele geçirmek için yarattıkları bir güç olarak görülüyor.
Doğu ve Güneydoğu’daki sorunu ekonomik olarak yorumlayan parti, raporunda, Kürt diye bir etnik kimlik ve Kürtçe diye bir dil olmadığını savunuyor.
Kürtlerin Türklerden geldiğini savunan parti, Kürt Sorunu'nu 'suni' olarak yorumluyor ve çözüm önerilerinde yalnızca ekonomiyi eleştiren bir stratejiyi hedefliyor.
Adnan Kahveci Raporu, 1992
Dönemin başbakanı Turgut Özal tarafından 1988 yılında getirildiği maliye bakanlığı görevi sırasında bir rapor kaleme alan Adnan Kahveci, silahlı faaliyetlerin, demokratikleşme adı altında verilen hak ve tavizlere rağmen sona ermeyeceğini savunuyor.
Türkiye’nin gerekli demokratik olguluğa erişmediğini savunan Kahveci, "Terör ile demokratikleşmeyi birbiriyle ilişkilendirmek en büyük hatadır" diyor.
Kürtlere talep ettikleri demokratik hakların sağlanmasının mühim olduğunu söyleyen Kahveci, sıkı terör yasalarının Avrupa’nın bazı ülkelerinde olduğu gibi uygulamaya koyulması gerektiğine vurgu yaparak silahlı faaliyetle Kürtlerin taleplerini net bir biçimde ayırıyor.
Kahveci ayrıca, bölünme endişesi taşımak yerine bölgenin ekonomik olarak geliştirilmesi önerisine de yer veriyor.
SHP 'Newroz' Raporu, 1992
Sosyal Demokrat Halkçı Parti’nin 'Newroz Raporu', 1992 yılı Nevruz kutlamalarında, güvenlik güçlerinin sivil halka ateş açtığı olaylarla ilgili tespit ve çözüm önerisi kaynağı olarak yazıldı. Askerin tek taraflı saldırısı mı yoksa karşılıklı çatışma mı olduğu tartışmalı olayların ardından, SHP ekibi Kürtlere yönelik pek çok özgürlüğü savunan çözüm önerileri sıralıyor. Bunlar arasında, olağanüstü hal, bölge valiliği ve köy koruculuğun kaldırılmasının yanı sıra, Kürtçe öğrenmenin, Kürtçe yayın yapmanın ve demokrasiyi destekleyen bölge yönetimlerinin önünün açılmasının gereği savunuluyor. Raporda, 'propaganda suçunun' kaldırılması tavsiye ediliyor.
Rapor, devletin bölgeye yatırım yapması ve bölgedeki işsizliğe çözüm getirmesinin önemine de yer veriyor.
ANAP Raporu, 1993
Anavatan Partisi’nin, 1993 yılında kaleme aldığı Kürt Raporu, Kahveci’ye benzer şekilde 'teröre' karşı sert tedbirler alınmasını, ancak bölge halkına haklar tanınmasını savunuyor.
PKK’nın Siirt’in Eruh ve Hakkari’nin Şemdinli ilçelerinde, 1984 yılında düzenlediği saldırılar ve sonrasında, 19 Temmuz 1987 tarihinde başlatılan 'Olağanüstü Hal' uygulamasına son verilmesi gerektiğini savunuyor.
Buna karşılık parti, öncelikli saydığı güvenlik konusunda çeşitli sıkı tedbirleri destekliyor. 1993 tarihli raporda, valilere yeni yetkiler verilmesi, Güvenlik Müsteşarlığı kurulması, terörle mücadele eğitimi görmüş polis ve jandarma sayısının artırılması, PKK için özel tip cezaevleri inşa edilmesi gibi tedbir önerilerine yer veriliyor.
Refah Partisi Güneydoğu Raporu, 1994
Refah Partisi’nin 1995 seçimleri öncesi yayınladığı raporda, henüz çözülemediği belirtilen 'terör sorununa' ilişkin durum tespitleri ve çözüm önerilerine yer veriliyor.
RP’nin raporunda, olağanüstü halin kaldırılması ve istihdam sorunun çözülmesi gibi öncüllerinin de yer verdiği çözüm önerilerinin yanı sıra, Kürtçe radyo ve televizyon yayını yapılması gibi öneriler getiriliyor.
TBMM Göç Araştırma Komisyonu Raporu, 1997-98
1997 tarihli TBMM Göç Araştırma Raporu, metnin kaleme alınışından bir yıl önce, dokuz CHP’li milletvekilinin Doğu ve Günyedoğu Anadolu bölgelerinde bazı yerleşimlerin boşaltılmasının ardındaki gerekçeleri araştırma çabasının eseri olarak ortaya çıktı.
Rapor, temel olarak 3 bin 428 yerleşim bölgesinde bulunan 57 bin 314 hanedeki, 378 bin 335 kişinin göç ettiğini ortaya koyuyor. Rapor, bu olgunun arkasında bulunan başta ekonomi ve güvenlik olan çeşitli sebeplere değiniyor.
CHP’li milletvekilleri, kaleme aldıkları metinde yerleşim birimlerinin boşaltılması uygulamasına son verilmesi, göçe tâbi tutulanlara tazminat ödenmesi, OHAL’in sona erdirilmesi ve TBMM bünyesinde kalıcı bir göç komisyonu kurulması gibi öneriler de bulunuyor.
Rapor, göçle sonuçlanan ve dönemin en önemli sorunlarından biri olan Kürt Sorunu’nun sivil irade olmadan çözülmesinin imkansız olduğu gibi tespitlerde bulunması açısından büyük önem teşkil ediyor.
CHP Demokratikleşme ve İnsan Hakları Raporu, 1999
CHP Merkez Yürütme Kurulu üyesi Algan Hacaloğlu’nun başkanlığındaki bir komisyon tarafından hazırlanan rapor, Doğu ve Güneydoğu Anadolu halkının yaşadığı 'mağduriyetin' sebep ve çözüm önerilerine yer veriyor.
Bölgede şiddetin, eşitsizlik, hukuksuzluk ve kuralsızlığın hüküm sürdüğünün altının çizildiği raporda, 'polis devleti' görüntülerinin halk arasındaki güvensizlik ortamını körüklediği belirtiliyor. Birliğin ancak din veya ırktan bağımsız şekilde sağlanabileceğine değinen rapor, 'sosyal demokrasinin' yapıcı rolünün altını çiziyor.
Yargı sisteminde ve kanunlarda önemli değişiklikleri savunuyor ve ölüm cezasının koşulsuz olarak kaldırılması gerektiğini ifade ediyor.
Söz konusu rapor, Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nden (DGM), olağanüstü hal uygulamaları ve illegal istihbarat birimi diye adlandırdığı JİTEM gibi baskı aracı olan ve insan haklarına aykırı saydığı pek çok kurum ve uygulamanın sonlanması taraftarı olması açısından da önem arz ediyor.
Algan Hacaloğlu Raporu, 2000
1992 yılında insan hakları üzerine rapor yazan komisyonun başındaki isim olan Hacaloğlu, bir yıl önceki raporla büyük tutarlılıklar içeren yeni bir 'demoratikleşme' belgesine imza attı.
Çoğulcu demokrasinin hayata geçemediğini savunan rapor, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi sicili, askerler ve silahlı grupların kan dökmesi, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun hak mahrumiyeti, köy boşaltmaları uygulamalarının sürmesi ve anti-demokratik kurum ve uygulamalarının kaldırılması önerisinin yanı sıra, yeni bir anayasa yazılması tavsiyesiyle dikkat çekiyor.
DTP Siyasi Tutum Belgesi, 2007
Demokratik Toplum Partisi’nin 8 Kasım 2007 tarihinde yayınladığı belge, Kürt Sorunu’nun çözümünde Halkın Emek Partisi’nden (HEP) doğan oluşumların yayınladığı belgeler arasında en net ve detaylısı oldu. Söz konusu belge, son döneme kadar Kürt Sorunu’nun çözümü adına yapılan tartışmalarda önemli bir tez olarak karşılaşılır nitelikte.
Bunlardan birisi, belgenin önemine vurgu yaptığı 'Türkiyelilik üst kimliği' oldu. Parti, yerel yönetimleri güçlendirmeyi amaçlayan 'demokratik özerklik' fikrinin de savunucu oldu. Kültürel farklılıkların ifadesi önündeki engellerin kaldırılmasının gereğini savunan parti, bunun da sağlıktan güvenliğe toplumu ilgilendiren tüm konularla yetkilenmiş bölge meclislerinin kurularak gerçekleşeceğini söylüyor.
Öncüllerinin olduğu gibi, Doğu ve Güneydoğu’da ekonomik kalkınmayı da zorunlu gören parti, göç sorununun çözümü için ekonomik alt yapının oluşturulması gerektiği yönünde görüş belirtiyor. DTP, bölgedeki refahın ancak işsizlik, eğitim, kadın ve sağlık sorunlarının çözüme ulaşmasından geçtiğini ifade ediyor.
Saadet Partisi Raporu, 2009
Milli Görüş Hareketi’nin Fazilet Partisi’nden sonra kurulan son partisi SP'nin 2009’da yayınladığı belge, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da süregelen sorunu "kirli bir oyun" olarak niteliyor ve bu sorunun acil bir şekilde çözümünün gereğini savunuyor. Kürt ve Türkler için "aynı medeniyetin varisleri" diyen parti, ırkçılık karşıtı net bir tutum sergiliyor.
Türkiye’de değişimin ancak anayasal değişiklikleri de kapsamak suretiyle gerçekleşeceği ifade edilen raporda, insan hakları da önemli yer tutuyor. Türkiye’deki hukuki uygulamalar sebebiyle 18 yaşın altındaki pek çok sayıda kişinin "terör örgütüne yardım ve yataklık" suçlamalarıyla 10 yılla yargılandıklarına değiniyor, söz konusu maddelerin derhal değiştirilmesi gerektiğini belirtiyor.
Sorunun anahtarını itidalde gören SP, hükümetin daha yumuşak bir tavır ve söylem geliştirmesini, sorunun çözümünde de hükümetin değil devletin taraf alınması gerektiğini dile getiriyor. Parti her şeyden önce, Kürt Sorunu’nun demokratikleşme sorunu olarak algılanmasının iyi bir başlangıç olacağı şeklinde görüş bildiriyor.
submitted by osmanonurkoc to KGBTR [link] [comments]


2020.06.20 12:59 dmmturkey Profesyonel Sosyal Medya Yönetimi Nedir?

Profesyonel Sosyal Medya Yönetimi Nedir?
Profesyonel sosyal medya yönetimi; kişisel ve kurumsal sosyal medya hesaplarının belirli planlar dahilinde geliştirilmesi olarak özetlenebilecek interaktif bir etkileşim süreci.
Instagram, Facebook, Twitter ve Linkedin’e yoğunlaşmak olarak algılansa da farklı coğrafyaları es geçmemek gerek. Doğu Avrupa’da oldukça popüler VK, Güney Amerika ve Asya’da popülerliğini koruyan Facebook hedeflenen kitleye göre üzerine düşmemizin gerekebileceği alanlar olabilir.
Kurumsal dijital kimlik oluşturma kaygısı ile ilerleyen firmaların konuya daha hassas yaklaşmaları senaryolar ve kriz planları ile ilerlemeleri şarttır.⁣⁣ Özel günler, dini ve milli bayramlar elbette es geçilmemesi gereken hatırlatıcılar. Farklı dillerde paylaşım yapıyorsanız İngilizlerin, Orta Doğu coğrafyasının vb alanların değerlerine de yoğunlaşılabilir.
https://preview.redd.it/y1tnpj2uq1651.jpg?width=4849&format=pjpg&auto=webp&s=98fecc13944c13da6ee63828f2078fad14b70e14
Google Docs; ilgili kişilerle paylaşabileceğiniz çevrimiçi verileri toparlamanızı ve paylaşmanızı sağlayan faydalı bir araçtır. Bu sayede senkorinize çalışabilir ve zamanı verimli kullanabilirsiniz. Çalıştığımız bir çok firma ile aylık ve yıllık planlar özelinde bu şekilde ilerliyor, kontrol süreçlerini sağlamlaştırıyoruz. ⁣⁣ Kişi ve kurumların en sık yaptığı hatalardan biri; fiyat avantajıyla olsa gerek, hevesli ancak deneyimsiz gençlerle çalışmak, sık rotasyona girmek oluyor. Paylaşılan imaj ve metinlerin özgünlüğü önemlidir. Keza dile hakimiyet, etkileşim yaratabilme ve yaratıcılık becerileri de ne yazık ki zamanla oturan kabiliyetler. Disiplin metodolijilerine hiç girmiyoruz.
Profesyonel sosyal medya yöneticisi; Hootsuite, Buffer ve Loomly gibi paylaşım arayüzlerine hakim, en az bir yabancı dili akıcı bir şekilde konuşabilen, Adobe Premiere vb kurgu programları ve terminolojisiyle haşır neşir, ajans tecrübesine sahip, sosyal medyayı Instagram’dan ibaret sanmayan, işine sadık, 7/24 ulaşabileceğiniz bir kimse olmalıdır. Post oluşturup kısa bir iki cümle ile paylaşmak sanılıyorsa ki bunu yapan zamanlayıcılar mevcut, bu işi birilerine vermenize de gerek yok. Takipçi almak, beğeni almak vb maniplatif işlere ise kesinlikle girilmemeli.
Üzerine saatlerce konuşulup yazılabilecek kavramları hap’laştırıp özetlemeye çalıştık umarım faydalı olabildik.
submitted by dmmturkey to u/dmmturkey [link] [comments]


Kısa Bir Orta Avrupa Turu! With Mommy! - YouTube AVRUPANIN BİN YILLIK TARİHİ Orta Avrupa Gezisi Trailer 1 [2014] Orta Çağ'da Avrupa 1 ORTA AVRUPA VE BALKAN TURU  AVRUPA RÜYASI 10 GÜN 11 ÜLKE ... 5 Ülke 9 Şehir Orta Avrupa Turları - Bölüm 2 / Jolly 27)Sadettin AKYAYLA - Orta Çağ ve Avrupa Tarihi (TYT-Tarih ... Prag, Budapeşte ve Viyana- Otobüsle Orta Avrupa Turu 2019 ... Orta Avrupa Turu 5 gece konaklama 99 €'dan itibaren ORTA AVRUPA TURU-Academic Tour - YouTube

Otobüsle Orta Avrupa Turu Hakkında Her Şey Keşfet TV

  1. Kısa Bir Orta Avrupa Turu! With Mommy! - YouTube
  2. AVRUPANIN BİN YILLIK TARİHİ
  3. Orta Avrupa Gezisi Trailer 1 [2014]
  4. Orta Çağ'da Avrupa 1
  5. ORTA AVRUPA VE BALKAN TURU AVRUPA RÜYASI 10 GÜN 11 ÜLKE ...
  6. 5 Ülke 9 Şehir Orta Avrupa Turları - Bölüm 2 / Jolly
  7. 27)Sadettin AKYAYLA - Orta Çağ ve Avrupa Tarihi (TYT-Tarih ...
  8. Prag, Budapeşte ve Viyana- Otobüsle Orta Avrupa Turu 2019 ...
  9. Orta Avrupa Turu 5 gece konaklama 99 €'dan itibaren
  10. ORTA AVRUPA TURU-Academic Tour - YouTube

OTOBÜSLE ORTA AVRUPA ve BALKAN İNCİLERİ 7 ÜLKE / 6 BAŞKENT 10 Gün / 10 Gece Selanik (1), Belgrad (1), Viyana (1), Prag (2), Budapeşte (2), Sofya (1) Academic Tour 2019 Otobüsle Orta Avrupa Turu kapsamında görülecek,gezilecek yerler hakkında hazırlanmış bir Tanıtım videosu. İtalya Turumuz ile ilgili kısa t... Orta Çağ'da Avrupa 1 Bu videoda kavimler göçü, kilise, papalık, feodalite, düşünce, bilim ve sanatı anlattık. Web Site... Orta Avrupa'nın en güzel şehirleri, köprüleri, kanalları, mistik havası, mimari eserleri ve Ortaçağ eserleri ile gezginlere birçok gezi alternatifi sunuyor. Avrupa Rüyası Büyük Balkan Turu ile 10 Günde 10 Ülke 18 Şehir Keşfet! Avrupa Rüyası Büyük Balkan turu, Avrupa Rüyası ile 10 Gün 10 Ülke 18 Şehir kapsamlı BAL... 2 Motor Ailecek Alpler ve Avrupa Seyahatimiz - Duration: 26:00. Babadan Motorcu Recommended for ... Görülmesi gereken Orta Avrupa şehirleri gezilecek yerler - Duration: 2:11. Emin Türker ... Jolly Tur'un Orta Avrupa Turlarıyla 5 ülke 9 şehri size özel fiyatlarla keşfetmek ister misiniz? Jolly Tur'un Orta Avrupa Turlarıyla gezebileceğiniz ülkeler arasında Macaristan, Çek ... Avrupa Avrupa Duy Sesimizi! - Olmaz Öyle Saçma Tarih B28 - Duration: 42:35. Flu TV 291,526 views. 42:35. Enjoy the videos and music you love, upload original content, and share it all with friends, family, and the world on YouTube. Türkiye’nin Hocaları Sizin yanınızda … Kitap Satışımız İçin; https://www.benimhocam.com https://www.facebook.com/benimhocamyayin/ https://www.instagram ...